• Proje No2 imzalı “Büyük Plan” Alan Kadıköy’de

    Proje No2’nin distopik bir insanlık sorgulaması sunan oyunu Büyük Plan, özel gösterimiyle 10 Kasım Pazartesi akşamı Alan Kadıköy’de tiyatroseverlerle buluşuyor.

    Tiyatro topluluğu Proje No2, Büyük Plan ile izleyiciyi absürd bir kara komedinin sınırlarında dolaşan çarpıcı bir hikâyeye davet ediyor. Toplumsal çöküş, yozlaşmış medya düzeni ve bireysel yabancılaşma temalarını odağına alan oyun; çürümüş bir adalet sistemiyle yozlaşmış medya arasında sıkışıp kalmış, biri avukat diğeri gazeteci olan bir çiftin sürükleyici ve kara mizahla örülü öyküsünü anlatıyor. Distopik bir gelecekte geçen bu hikâye, “kaçış” fikri etrafında dönerken adalet, özgürlük ve insanlık kavramlarını sorguluyor.

    R. Onur Duru’nun kaleme aldığı ve video-art tasarımlarını da üstlendiği oyunun proje tasarımı ve yönetmenliği Can Ali Çalışandemir’e ait. Teknoloji ve sanatın iç içe geçtiği yapımda, video mapping ve minimalist sahne tasarımı izleyiciyi hem görsel hem düşünsel bir deneyime davet ediyor. Hareket yönetimini Yeşim Alıç’ın yaptığı oyunda, Çiğdem Yıldız ve Eray Cezayirlioğlu sahne alıyor. Videolarda sürpriz bir isim olarak Seyhan Arman yer alıyor.

    Yaklaşık 70 dakika süren bu distopik yolculuğun ışık tasarımı Akın Yılmaz, ses ve efekt tasarımı Katia Merdinoğlu, yapay zekâ tasarımları ise Güvenç Selekman imzası taşıyor. Tiyatronun genel koordinatörlüğünü Mısra Candanadam yürütüyor.

  • Tuba Önder Demircioğlu’nun “Karşılaşma” sergisi Decollage Art Space’te

    Tuba Önder Demircioğlu’nun porselenin hem kırılgan hem de dirençli doğasından yola çıkarak biçimlendirdiği heykellerinden oluşan “Karşılaşma” (Encounter) başlıklı kişisel sergisi, 18 Kasım – 28 Aralık tarihleri arasında Decollage Art Space’te sanatseverlerle buluşacak.

    Demircioğlu’nun pratiğinde “karşılaşma” yalnızca bir tema değil, aynı zamanda bir varoluş biçimi olarak öne çıkıyor. Sanatçı, sergide hem kendi iç dünyasıyla hem de izleyiciyle kurduğu derin bağı görünür kılıyor. Her şeyin bir karşılaşmayla başlayabileceği düşüncesinden hareket eden sergi; bir yüzle, bir düşünceyle, bir sessizlikle ya da yalnızca bir biçimle kurulan temasın insanın içsel dönüşümündeki yerini sorguluyor. Porselenin 1250°C’de biçimlenme süreci, sanatçının maddeyle kurduğu ontolojik ilişkinin bir yansıması olarak her eserde hissediliyor.

    Eserler, felsefi ve etik düzlemde de güçlü göndermeler taşıyor. Rollo May’in sanatın doğuşunu tanımlarken sözünü ettiği “yoğunlaşma ve bağlanma” hâli, burada karşılaşmanın doruk noktasına dönüşüyor. Emmanuel Levinas’ın yaklaşımıyla karşılaşma bir “etik olay” olarak beliriyor. Demircioğlu’nun heykelleri, bir bakışın, bir sessizliğin ya da bir varlıkla temasın yoğunlaştığı alanlar yaratıyor.

    “Karşılaşma”, iki yönlü bir deneyim sunuyor: sanatçının kendi varlığıyla kurduğu yüzleşme ve izleyicinin bu yüzleşmeden doğan nesnellikle kurduğu yeni ilişki. Böylece sergi, izleyiciyi pasif bir gözlemciden çıkarıp etkin bir diyalog alanına davet ediyor. Demircioğlu’nun porselen yüzeylerinde kimi zaman dingin, kimi zaman gerilimli bir sessizlik hüküm sürüyor. Bu sessizlik, tamamlanmışlıktan çok bir bekleyiş hâli olarak okunabilir — tıpkı yaşamla, zamanla ve kendimizle kurduğumuz bitmeyen karşılaşmalar gibi.

  • Daniel Knorr’un “Calligraphic Wig” yerleştirmesi OMM’da

    OMM – Odunpazarı Modern Müze, 25 Ekim 2025 – 22 Mart 2026 tarihleri arasında çağdaş sanatın dikkat çeken isimlerinden Daniel Knorr’un Calligraphic Wig adlı yerleştirmesine ev sahipliği yapıyor. Berlin merkezli Romanyalı sanatçının plastik malzemelerden ürettiği bu özgün çalışma, izleyiciyi gerçeklik, temsiliyet ve fantezi kavramları etrafında şekillenen yeni bir görsel dil arayışına davet ediyor.

    Calligraphic Wig, plastiğin üretim ve geri dönüşüm süreçlerinden yola çıkıyor. Knorr’un Hong Kong’daki plastik geri dönüşüm fabrikalarında geçirdiği süre boyunca gözlemlediği üretim hataları ve makinelerin duraksadığı anlarda ortaya çıkan öngörülmemiş plastik formlar, sanatçının elinde sanatsal bir dile dönüşüyor. Malzemenin kendiliğinden oluşturduğu bu biçimler, izleyiciye kimi zaman bilinmeyen bir alfabenin harflerini, kimi zaman derin deniz canlılarını ya da başka gezegenlerden organik yapılara benzer formları hatırlatıyor.

    Yerleştirmenin ilk versiyonu, 90’dan fazla milletin bir arada yaşadığı Hong Kong’un çok kültürlü yapısını simgeleyen Chungking Mansions’ta sergilenmişti. OMM’deki sunumda ise Knorr, bu eserin sosyo-kültürel bağlamını yeniden ele alıyor. Sanatçı, bazı plastik parçaları 1970’lerden günümüze otomobillerde kullanılan boya renkleriyle kaplayarak tüketime ve ticari estetiğe göndermede bulunurken, diğer parçaları işlenmemiş halleriyle bırakarak plastiğin ham doğasını ve dönüşüm gücünü öne çıkarıyor.

    Knorr’un Calligraphic Wig yerleştirmesi yalnızca görsel bir deneyim sunmakla kalmıyor; çevresel ve kültürel bir farkındalık çağrısı da yapıyor. Sanatçı, endüstriyel üretim ile sanatsal ifade arasındaki sınırları belirsizleştirirken, izleyiciye atık ve estetik kavramlarını yeniden düşünmeye, üretim fazlasından doğan yeni bir dilin ve gerçekliğin olanaklarını keşfetmeye davet ediyor.

  • Refik Anadol’un “Büyük Doğa Modeli Türkiye-Flora”sı Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde

    Refik Anadol’un geliştirdiği Büyük Doğa Modeli projesinin Türkiye ayağındaki ilk yapıtı “Türkiye–Flora”, Beyoğlu’ndaki Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesinde sanatseverlerle buluşuyor.

    Sanatçının doğa verilerini yapay zekâ ile yorumladığı bu eser, Türkiye’nin endemik türlerinin kırılgan güzelliğine odaklanıyor. Müzenin ikinci yılını kutladığı bu dönemde, Türkiye–Flora, koleksiyona dahil edilen ilk yapay zekâ veri heykeli olarak envantere geçti.

    Refik Anadol’un öncülüğünde Türkiye İş Bankası ve MEXT iş birliğiyle, bankanın 100. yılına özel olarak hayata geçirilen Büyük Doğa Modeli: Türkiye projesi; yapay zekâ, büyük veri ve sanatı bir araya getirerek ülkemizin doğal zenginliklerini dijital biçimde yeniden keşfetmeyi amaçlıyor. 2024 yılında tamamlanan saha çalışmaları kapsamında, Türkiye’nin 33 milli parkından ses, görüntü ve tarama verileri toplanarak açık kaynaklı akademik bilgilerle birleştirildi ve bu veriler yapay zekâ geliştirme süreçlerinde kullanıldı.

    Büyük Doğa Modeli: Türkiye–Flora, sanatçının oluşturduğu veri tabanı ve yapay zekâ modelinden üretilmiş 10 dakikalık bir veri heykeli olarak izleyiciyle buluşuyor. 33 milli parktan toplanan çiçek verileriyle eğitilen üretken yapay zekâ modeli, Anadol’un sanat anlayışıyla yönlendirilerek ülkemizin endemik türlerini görsel bir şiirsellikle yeniden biçimlendiriyor. Eserin yer aldığı deneyim odasında, “Yaşayan Ansiklopedi”yi izleyicinin etkileşimli biçimde deneyimleyebileceği üç ekran bulunuyor.

    Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, salıdan cumaya 10.00–19.00, cumartesi ve pazar günleri 12.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Koleksiyonun ilk yapay zekâ veri heykeli olan Büyük Doğa Modeli: Türkiye–Flora, müzenin 3. katında görülebilir.

  • “Güneşin Oğlu” tiyatro sahnelerinde

    Onur Ünlü’nün Güneşin Oğlu filmi, Zorlu PSM prodüksiyonu olarak tiyatro sahnesine uyarlanıyor. Yönetmenliğini Onur Ünlü ve Nagihan Gürkan’ın birlikte üstlendiği oyun, 5 Aralık’ta Zorlu PSM’de prömiyer yapacak.

    Fikri Şemsigil adlı bir karakterin mucize beklentisiyle başlayan hikâyeyi anlatan Güneşin Oğlu, güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Oyunda İbrahim Selim, Deniz Celiloğlu, İlayda Alişan, Beyti Engin, Ali Yoğurtcuoğlu, Zeynep Kankonde, Efekan Can, Sergen Özdemir, Ilgaz Kaya ve Selin Beliz Şahan rol alıyor.

    Bir gün Fikri Bey’in ruhu, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaya başlar. Bu olağanüstü olay hem onun hem de yakınındakilerin hayatını kökten değiştirir. Fikri Bey, yaşadığı bu tuhaf mucizeden kurtulmak ve gerçekleri öğrenmek için içsel bir yolculuğa çıkar.

    Oyuncuların sahnede kendi mekânlarını yarattığı özgün bir anlatım diliyle sahnelenen Güneşin Oğlu, 5 Aralık’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde ilk kez izleyiciyle buluşacak ve sezon boyunca Zorlu PSM’de sahnelenmeye devam edecek.