• 19. İstanbul Bienali’nin Küratörleri Liu Ding ve Carol Yinghua Lu oldu

    19. İstanbul Bienali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2007–2036 Bienal Sponsoru Koç Holding‘in desteğiyle 18 Eylül–14 Kasım 2027 arasında düzenlenecek. Bienalin küratörlüğünü sanatçı ve küratör LIU Ding ile sanat tarihçisi ve küratör Carol Yinghua LU üstlenecek.

    Liu Ding ve Carol Yinghua Lu, 2007 yılından bu yana küratoryal çalışmalar yürüten ve araştırmalar yapan bir ekip olarak birlikte çalışıyor. 2024 yılında düzenlenen 8. Yokohama Trienali’nin sanat direktörlüğünü birlikte üstlendiler. Küratörlüğünü yaptıkları sergiler arasında Trans-Güneydoğu Asya Trienali: Sounds as Silence: The Academic Value of Life (2021), Anren Bienali: Crossroads (2017), Shenzhen Heykel Bienali (2012), Little Movements: Self-practice in Contemporary Art I/II/III (2011, OCAT Shenzhen, Çin; 2013, MUSEION, Bolzano, İtalya; 2015, ACC, Gwangju, Kore) ve Liberation (2010) yer alıyor. 2011 yılından bu yana, küratoryal çalışmalarında Çin’de güncel sanatın tarihsel gelişiminde sosyalist gerçekçiliğin yankıları üzerine yürüttükleri araştırmalara dayanan bir dizi tematik ve kişisel sergiye odaklanıyorlar.

    Liu Ding ve Carol Yinghua Lu, 19. İstanbul Bienali’ne dair ilk düşüncelerini şöyle aktardı: “Uzun yıllardır çok cesur küratoryal ve sanatsal arayışlara imkân tanıyan bir platform olarak bilinen İstanbul Bienali’nin on dokuzuncu edisyonunun küratörlüğünü üstlenmekten onur duyuyoruz. Bugün biz sert politik dalgalanmalar ve algoritmaya dayalı teknolojilerle kuşatılmış bir alanda yol alırken sanat da ‘başka yerde’, derin varoluşsal kaygılarımızı uzak ufuklara yönelterek hafifletme çabasına saplanmış hâlde buluyor kendini. 19. İstanbul Bienali, ciddi bir odak değişikliğinin gerekliliğine işaret ediyor. Tepkisel yorumları ve teknolojiye sığınarak gerçeklikten kaçmayı bir kenara bırakıp, sanata ve bireye özgü eylem imkânlarını tanımak ve sahiplenmek istiyoruz. Bu bienalde, kendimizi ve günümüzün gerçekliklerini karşımıza alarak düşünceye ve sanata eleştirel dirayetleri ile duyumsanan görkemlerini geri kazandırmayı, sanatsal üretim için bağımsız ve dirençli bir geleceğin yalnızca hayal değil inşa da edilebildiği bir alan yaratmayı amaçlıyoruz.”

    Bienalin başlığı, kavramsal çerçevesi, mekânları ve diğer ayrıntıları önümüzdeki aylarda açıklanacak.  

  • İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın “Drawing” sergisi Ferda Art Platform’da

    Ferda Art Platform, İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın “Drawing” başlıklı sergisini 6 Haziran tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Desen, çoğunlukla çizimin ilk aşaması ya da bir hazırlık süreci olarak değerlendirilir. Bu sergi ise deseni, geçici bir ön adım olmaktan çıkararak, bağımsız bir düşünme ve yüzeyle ilişki kurma pratiği olarak ele alır. Bu yaklaşımda desen, ne yalnızca başlangıca ne de sonuca ait bir araçtır; kendi zamansallığı ve ifade biçimi olan bir alan olarak öne çıkar.

    İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın çalışmaları, ortak bir estetik dil kurmayı amaçlamaktan ziyade, çizginin farklı niyetler, ritimler ve maddesel yoğunluklar içinde nasıl çoğullaşabileceğini görünür kılar. Çizgi burada yalnızca form oluşturan bir unsur değildir; iz bırakır, silinir, kesintiye uğrar, yön değiştirir, tekrar eder ve yüzeyle etkileşim içinde gelişir. Bu yönüyle, bir sınır çizmekten çok, bir iz sürme pratiği olarak yüzeyde dolaşır.

    Sergide beliren imgeler, doğa üzerinden kurulan bir zaman takibi olarak okunabilir. Belirli bir durumu temsil etmekten çok bir geçiş hâlini yansıtır: ne tam kış ne tam bahar ne çözülmüş ne donmuş bir ara durum, bir entre-saison. Çizgi temsil etmez; sapar, tekrar eder. Bir iz olarak belirir ve her zaman yeniden kurulabilir; hiçbir zaman aynı hattı izlemez.

    İnci Furni’nin çalışmalarında yüzey, pasif bir zemin olmaktan çıkarak, imge jestlerle kurulan bir karşılaşma ve direnç alanına dönüşür. Jest, burada yalnızca bir ifade değil, yüzeyle yürütülen fiziksel bir müzakere biçimidir; müdahaleler ilerledikçe yüzey tepki verir, kimi yerlerde donar, kimi yerlerde çözülür. Form, bu etkileşim içinde sabitlenmek yerine sürekli dönüşür.

    ​
    Deniz Aktaş’ın işlerinde ise imge, fotografik imaj ve desen arasında bir geçiş alanında kurulur. Çizgisel taramalar, imgeyi sıkıştırarak yoğunlaştırır; monokrom yüzeylerde bakış bu manzara parçaları arasında dolaşır.”

  • “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi” yayımlandı

    Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türk edebiyatının nasıl dönüştüğünü, hangi isimler ve odaklar etrafında şekillendiğini merkeze alan bir çalışma olarak gün yüzüne çıktı. Âkif Paşa, Şinasi, Namık Kemal’le başlayan çizgide giderek şekillenen ve yeni bir şiir anlayışını beraberinde getiren bu süreç, nihayetinde 20. yüzyılda bambaşka bir istikamet almış, gerek toplumsal gerekse kültürel olarak yeni düşünceleri beraberinde getirmiştir.

    Tanzimat’la başlayan süreçte yeni Türk şiirinin izini süren bu antolojide okurlar devrin önde gelen şairlerini ve artık onlarla özdeşleşmiş şiirleri bulabilirler. Şairlere dair açıklayıcı notlar, orijinal ve günümüz Türkçesi şiirlerle…

    Abdullah Ezik tarafından yayına hazırlanan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi‘nde Nâmık Kemal’den Ziya Paşa’ya, Yahya Kemal’den Ahmet Hâşim’e uzanan çizgide birçok şairin şiiri yer alıyor.

  • “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi” yayımlandı

    Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türk edebiyatının karşılaştığı yeni edebî formları, bu formları işlek hale getiren yazarları ve onların öykülerini merkeze alan bir çalışma olarak gün yüzüne çıktı. Ahmet Mithat Efendi, Samipaşazade Sezai, Fatma Aliye Hanım gibi isimlerle başlayan ve zaman içerisinde farklı yönlerde gelişen bu anlayış, büyük bir edebî mirası da beraberinde getirmiş, Cumhuriyet’le birlikte kendisine bambaşka bir gelişim çizgisi kazandırmıştır.

    Tanzimat’la birlikte Türk edebiyatının öykü türü bağlamında nasıl geliştiğini merkezine alan bu antolojide okurlar devrin önde gelen yazarlarının metinlerini bulabilirler. Yazarlara dair açıklayıcı notlarla birlikte hazırlanan kitapta yer alan öyküler günümüz Türkçesiyle okurların karşısına çıkıyor.

    Abdullah Ezik tarafından yayına hazırlanan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi‘nde Ahmet Midhat Efendi’den Fatma Aliye Hanım’a, Halide Edib Adıvar’dan Sabahattin Ali’ye uzanan çizgide birçok yazarın öyküsü yer alıyor.

  • Eda Sütunç’un “Sıcak Prova” sergisi SANATORIUM Tophane’de

    Eda Sütunç’un “Sıcak Prova” başlıklı kişisel sergisi 7 Mayıs-27 Haziran tarihleri arasında SANATORIUM Tophane’de sanatseverlerle buluşacak.

    Heykel, fotoğraf, video ve metinlerden oluşan “Sıcak Prova” sergisi; taşıma, bağ kurma ve kırılganlık ekseninde bu dünyada var olmanın alternatif yollarını araştırıyor. Eda Sütunç’un pratiği, kusursuzluk ve verimlilik üzerine kurulu normatif değer sistemlerini sorgularken, spekülatif akrabalık biçimleri öneriyor. Üretkenliği yalnızca sonuç üzerinden tanımlayan performatif rejimlere karşı geliştirilen bu yaklaşım; ritüel, tekrar ve salınım üzerinden ilerleyen işler aracılığıyla, taşımanın sınırlarını ve taşıyamama anında dahi bağ kurmanın mümkün olup olmadığını düşünmeye açıyor.

    Sanatçı, bedeni yalnızca bir temsil alanı olarak değil; düşünmenin, sınamanın ve dönüşümün gerçekleştiği bir zemin olarak ele alıyor. Süreç odaklı pratiği, üretimi bağımsız bir araştırma biçimi olarak konumlandırarak serginin omurgasını oluşturuyor. “Sıcak Prova”, taşıma eylemini fiziksel bir hareket olmanın ötesinde etik ve duygusal bir strateji olarak yeniden ele alıyor. Yük, burada yalnızca ağırlık değil; sorumluluk, bakım ve karşılıklı bağımlılık üzerinden anlam kazanıyor. Sergi, insan ve insan-olmayan yaşam formları arasındaki ilişkileri kırılganlık ve süreksizlik üzerinden yeniden düşünerek, dünyada yer açmayı bir üretim pratiği olarak öneriyor.

    Kapalı ve sınırları belirlenmiş bir anlatı sunmak yerine belirsizlikle birlikte kalmayı öneren sergi, izleyiciyi yalnızca tanıklığa değil; kendi taşıma kapasitesini, kurduğu bağların yönünü ve dünyada nasıl yer açtığını yeniden düşünmeye davet ediyor. Nesli tükenmekte olan türler, sistem içinde varlığı zorlaştırılan yaşamlar ve deneyimlerle temas kuran sergi, izleyiciyi rıza, güven ve karşılıklı bağımlılık üzerine kurulu simbiyotik bir ağın parçası olmaya çağırıyor.