• İstanbul’da yeni bir sanat alanı: Paribu Art

    Paribu, kültür sanat alanındaki uzun vadeli desteğini çağdaş, yenilikçi ve kapsayıcı bir platformla somutlaştırdı: Paribu Art. Perdelerini 16 Eylül’de açan ve sezon boyunca konserlerden tiyatro oyunlarına, festivallerden atölyelere kadar pek çok farklı disiplinde etkinliklere ev sahipliği yapacak olan Paribu Art, Türkiye’de sanatın etki alanını genişletmeyi amaçlıyor.

    Yerel kültürden beslenen, küresel etkileşime açık ve disiplinler arası üretimi destekleyen bir ekosistem yaratma hedefiyle hayata geçirilen Paribu Art, İstanbul’a yeni bir ifade ve buluşma alanı kazandırıyor. Terminal Kadıköy’de yer alan, 2000 kişiye varan kapasiteye sahip etkinlik alanıyla dikkat çeken Paribu Art; konserler, tiyatro gösterileri, sergiler ve festivallerle şehrin kültür sanat yaşamına güçlü bir katkı sunarak, sanatseverler için yeni bir merkez haline geliyor.

    Paribu Art, sezon boyunca konserlerden tiyatro oyunlarına, sergilerden atölyelere ve festivallere uzanan geniş bir yelpazede etkinliklere ev sahipliği yapacak.

    Terminal Kadıköy’de konumlanan Paribu Art, İstanbul’un kültür-sanat haritasına yeni bir buluşma ve paylaşım noktası kazandırıyor. Yerel kültürden beslenen, küresel etkileşime açık, özgün ve çağdaş bir sanat ekosistemi oluşturmayı amaçlayan merkez; konserler, tiyatro gösterileri, sergiler ve festivallerden oluşan programıyla sanatseverleri bir araya getirecek.

    Çocuklara yönelik festivallerden dijital sanatın sınırlarını zorlayan üretimlere, cazdan popa uzanan sahne performanslarından usta isimlerin masterclass’larına kadar zengin içeriklerle dolu bir sezon hazırlayan Paribu Art, Theo Croker, The Wanton Bishops ve Bab L’bluz gibi farklı müzikal yaklaşımları temsil eden sanatçı ve grupları da ağırlayacak. Böylece Paribu Art, çok yönlü etkinlikleriyle önümüzdeki dönemde kentin kültür-sanat yaşamına yeni bir soluk katmayı hedefliyor.

    Program:
    13 Ekim – 20.30 – Elma Labrador Çimen – Tiyatro
    15 Ekim – 21.30 – Theo Croker
    17 Ekim – 21.30 – Black Flag
    18 Ekim – 21.30 – Andrea Molteni
    19 Ekim – 21.30 – Butcher Brown
    26 Ekim – 20.30 – Önüm Arkam Duygularım Sobe – Tiyatro
    6 Kasım – 21.30 – The Wanton Bishops
    18 Kasım – 21.30 – Büyük Ev Ablukada
    20-21-22-23 Kasım – Tüm Gün – Atta Festival
    ​28 Kasım – 21.30 – Bab L’Bluz

  •  29. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yeni edebiyat uyarlamaları

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding Enerji Grubu şirketleri Aygaz, Entek, Opet ve Tüpraş’ın sponsorluğunda düzenlenen 29. İstanbul Tiyatro Festivali, bu yıl edebiyat uyarlamalarıyla öne çıkıyor. Édouard Louis, Reşad Ekrem Koçu, Alper Canıgüz, Gustave Flaubert, Goethe ve Paul Auster gibi yazarların eserleri festival sahnesinde izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

    Günümüzün dikkat çeken yazarlarından Édouard Louis’nin annesinin yaşamını konu alan Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri, toplumsal baskı ve görünmez kadın emeği üzerine güçlü bir iç hesaplaşma sunuyor. Onur Ünsal’ın performansıyla öne çıkan oyunun rejisi Kemal Aydoğan’a ait. Yıllar süren sessizliğin ardından özgürlüğüne doğru adım atan bir kadının dönüşümünü anlatan yapım, 25-26 Ekim’de Moda Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

    Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemin renkli tarih yazarı Reşad Ekrem Koçu’nun kent öykülerinden uyarlanan Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş: Çerkes Rıdvan’ın Dolabı, İstanbul’un merkezindeki tarihi bir handa sahneye taşınıyor. Lara Lakay’ın uyarlamasıyla hanın avluları, balkonları ve geçitleri oyunun taşıyıcı mekânları hâline gelirken, 20. yüzyıl başındaki İstanbul’un gündelik yaşamı ve eğlence kültürü canlı müzik eşliğinde yeniden canlanıyor. Oyun, 26 Ekim’de Haliç’teki tarihi bir handa izleyici karşısına çıkacak.

    Alper Canıgüz’ün edebiyatımıza kazandırdığı, beş yaşında olmasına rağmen hayattan usanmış, zeki ve alaycı karakteri Alper Kamu da festival programında yer alıyor. Cehennem Çiçeği, küçük bir çocuğun gözünden yetişkinlerin dünyasına dair büyük sorular sorarken; mizah, sırlar ve bastırılmış duygularla örülü bir atmosfer kuruyor. Minyatürler, obje tiyatrosu ve canlı sinema gibi öğelerle desteklenen yapım, İKSV Genç Sanatçı Fonu tarafından destekleniyor. Oyun, 7-8 Kasım’da Alan Kadıköy’de sahnelenecek.

    Gustave Flaubert’in edebiyat tarihine damga vuran eseri Madame Bovary, çağdaş tiyatroda kadın karakterleri sahneye taşıma başarısıyla tanınan Carme Portaceli’nin yorumuyla festival programında. Hayalperest bir trajedi kahramanı yerine “21. yüzyılın feminist sesi” olarak karşımıza çıkan Bovary, 8-9 Kasım’da Zorlu PSM’de sahnelenecek. Oyun, Odeabank’ın “Bu İşte Bir Kadın Var” tema sponsorluğu çerçevesinde destekleniyor.

    Alman edebiyatının doruk noktası kabul edilen Goethe’nin Faust eseri, Ayşe Emel Mesci rejisiyle Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye taşınıyor. Yönetmenin bütüncül sanat anlayışıyla ele aldığı yapım, 18-19 Kasım’da Mecidiyeköy Büyük Sahne’de izlenebilecek.

    Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Paul Auster’ın bizzat temas ettiği ve onay verdiği son projelerden biri olan New York Üçlemesi, Igor Mendjisky’nin özgün rejisiyle sahneye uyarlanıyor. Polisiye kurgunun postmodern anlatıyla buluştuğu oyun, Théâtre de la Ville Paris ortak yapımcılığında sahneye taşınıyor. Oyuncu kadrosunda Call My Agent dizisinden tanıdığımız Ophélia Kolb-Kasapoğlu da yer alıyor. Festivalin kapanışını yapacak olan oyun, 21-22 Kasım’da Zorlu PSM’de sahnelenecek.

    Mehmet Birkiye’nin küratörlüğünde hazırlanan 29. İstanbul Tiyatro Festivali, 20 Ekim’de başlayacak ve 22 Kasım’a kadar sürecek. Festivalin ayrıntılı programına tiyatro.iksv.org/tr/program adresinden, ücretsiz etkinlik takvimine ise tiyatro.iksv.org/tr/yan-etkinlikler adresinden ulaşılabiliyor.

  • “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” sergisi Quick Art Space’te

    Quick Art Space, Nergis Abıyeva’nın küratörlüğündeki dördüncü grup sergisini 31 Aralık tarihine kadar izleyicilerle buluşturuyor. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” başlıklı sergide Çınar Eslek, Şafak Şule Kemancı, Kerem Giriş, Yekateryna Grygorenko, Seda Oturmak, Cansu Sönmez’in sergi için özel olarak üretilmiş ya da mekâna özgü olarak yeniden kurgulanmış farklı türlerdeki yapıtları gösteriliyor.

    “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” sergisi, ismini Bilge Karasu’nun Kısmet Büfesi kitabından ödünç alıyor. Yola çıkış noktası Karasu’nun sözleriyle “gerçek ya da kurmaca resimler” olan Kısmet Büfesi kitabı, yazarın görsel niteliğe yaslanan metinlerini bir araya getirirken, görsel olanla düşünsel olan arasında gidip gelen bir kurgu öneriyor. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” bu öneriden ilhamla, her biri kendi görsel diliyle anlatı kurma, bozma ya da askıya alma yöntemleri geliştiren sanatçıların yapıtlarını içeriyor. 

  • Bireysel acının toplumsal bellekle kesiştiği bir anlatı: “Yanımda Kal” / Büşra Tan

    Eylem Ata’nın Yanımda Kal adlı öykü kitabı, ilk bakışta bağımsız hikâyelerden oluşuyormuş gibi görünse de, ilerledikçe okuru birbirine bağlanan, iç içe geçen ve katmanlaşan bir yapının içine çekiyor. Ata’nın öyküleri tek başına okunabilecek ölçüde güçlü olmalarına rağmen bir bütün halinde düşünüldüğünde küçük bir roman havası taşıyor. Karakterler ve zaman katmanları arasındaki bağlantılar, okuru sürekli yeniden düşünmeye ve parçaları bir araya getirmeye zorluyor.

    Ata’nın öykülerinde bireysel acılar, toplumsal belleğin izleriyle iç içe geçiyor. “Safra” öyküsünde bacağını kaybeden bir kadının psikoterapisi üzerinden kurulan anlatı, bireysel bir trajedinin ötesine taşarak hatırlama, unutma ve toplumsal yaralarla yüzleşmenin ağırlığını yansıtıyor. Kadınların sesleri bu kitapta çoğunlukla evin içinde, kapalı kapılar ardında, sessiz çığlıklar halinde duyuluyor. “Aynalı Dolap” öyküsünde, bir kadının yatağının arasında gizlediği hayatı ve erkek egemen şiddetle sarsılan kimliği, kapalı bir mekânda sıkışıp kalmış varoluşların güçlü bir örneği haline geliyor.

    Kitaptaki kadın karakterler – Ruhiye, Şükran, Neva, Nazlı – âdeta bir koro gibi yan yana geliyor. Her biri kendi hikâyesini taşırken, ötekinin acısını yankılıyor ve böylece tekil değil çoğul bir ses alanı ortaya çıkıyor. Bu koro yalnızca bireysel dramları aktarmıyor; aynı zamanda bu dramların kuşaklar boyunca aktarılan birer yük olduğunu hissettiriyor. Ata’nın öykülerinde coğrafya, yalnızca fon değil; yaşananların ayrılmaz bir parçası. “İki Pencere” öyküsünde cezaevi, faili meçhul kayıplar, dışsal gerçeklik, Şükran’ın kişisel hikâyesiyle birleşerek hem bireysel hem toplumsal bir yaraya dönüşüyor.

    Yanımda Kal’ın bir başka önemli yönü, okuru yeniden okumaya davet eden yapısıdır. Öyküler arasındaki bağlar, ilk okumada sezilse de, tekrar dönüldüğünde yeni anlam katmanları açılır. Ata, doğrudan söylemeden “her şeyi baştan oku” diyen bir anlatıcı tavrı geliştirir. Bu çok katmanlılık, kitabın yalnızca bir defada tüketilecek bir metin olmasının önüne geçer; aksine her defasında yeniden keşfedilecek bir alan sunar.

    Yanımda Kal, bireysel acı, toplumsal hafıza, kadınlık deneyimi ve coğrafyanın ağırlığını aynı anda işleyen bir kitap olarak öne çıkıyor. Eylem Ata, öykülerinde bireysel olanı toplumsal olanla, psikolojik olanı tarihsel olanla iç içe geçiriyor. Ortaya çıkan metin, yalnızca anlatılan hikâyelerden ibaret değil; okuru kendisiyle, toplumsal belleğiyle ve geçmişin bugüne sarkan gölgeleriyle yeniden yüzleştiren bir deneyim.

  • “Yaşanmamış Tarihe Notlar: Habip Aydoğdu ile Belleğin Kıyılarında” sergisi CerModern’de

    Habip Aydoğdu’nun 2000–2025 yılları arasında ürettiği yapıtlarından derlenen “Yaşanmamış Tarihe Notlar: Habip Aydoğdu ile Belleğin Kıyılarında” başlıklı sergi, 14 Aralık’a kadar CerModern’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Küratörlüğünü Mustafa Ağatekin’in üstlendiği sergi, sanatçının 25 yıllık üretimini kronolojik bir akışla sunuyor. Aydoğdu’nun resimlerinde 2000’li yıllardan itibaren giderek belirginleşen yazı ve kelimeler, yalnızca estetik bir öğe değil; belleğe kazınmış bir not, geleceğe gönderilmiş bir işaret olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman renklerin arasında beliren, kimi zaman ise bir haykırış gibi öne çıkan bu sözcükler, kişisel ve toplumsal hafızayla kurulan güçlü diyaloğun görsel tanıkları niteliğinde.

    “Yaşanmamış Tarihe Notlar”, Aydoğdu’nun kendi coğrafyasıyla ve farklı kültürlerle geliştirdiği sanatsal bağları gözler önüne sererken izleyiciye yalnızca geçmişin izini sürme değil, aynı zamanda henüz yazılmamış bir tarihin ipuçlarını keşfetme imkânı sunuyor.