• 5. Uluslararası Çocuk Hakları Festivali Başlıyor

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Çocuk Hakları Festivali, bu yıl 11–23 Kasım tarihleri arasında çocuklarla buluşuyor.

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü vesilesiyle hayata geçirilen festival, çocuk haklarının yalnızca çocuklar tarafından değil; ebeveynler, eğitimciler ve tüm yetişkinlerce de bilinmesini, benimsenmesini ve uygulanmasını hedefliyor. Festival aynı zamanda, çocuk odaklı politikaların güçlenmesine katkıda bulunarak İstanbul’u “çocuk dostu şehir” vizyonuna bir adım daha yaklaştırmayı amaçlıyor.

    Festival etkinlikleri Artİstanbul Feshane, Bulgur Palas, İBB Arnavutköy Kültür ve Yaşam Merkezi, Çubuklu Silolar, Turhan Selçuk Kültür Evi, İBB Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi, İBB İdris Güllüce Kültür Merkezi ve İBB Kültür Habitat Sahne gibi kentin farklı noktalarına yayılacak.

    Birleşmiş Milletler’in 1989’da kabul ettiği Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin dört temel ilkesi —Ayrım Gözetmeme, Çocuğun Yüksek Yararı, Yaşama ve Gelişme Hakkı, Katılım Hakkı— festivalin temel çerçevesini oluşturuyor. Bu yıl programın içeriği çocukların kendi önerileriyle şekillendirildi; böylece festival, en önemli çocuk haklarından biri olan katılım hakkını doğrudan hayata geçirdi.

    Festival süresince çocuklar; yaratıcı drama, dans, resim, müzik, yaratıcı yazarlık, kostüm tasarımı ve felsefe atölyelerine katılabilecek, tiyatro oyunları, sinema gösterimleri, Karagöz oyunları, masal anlatımları ve konserlerle dolu bir programa dahil olabilecekler. Eğlenirken öğrenmeyi hedefleyen etkinlikler, çocuklara kendi haklarını deneyimleyerek keşfetme fırsatı sunuyor.

    Ayrıca festival, kapsayıcılık ilkesini merkeze alarak işaret dili ve sesli betimleme atölyeleri düzenleyecek; hastanede tedavi gören ve devlet koruması altındaki çocuklara özel etkinlikler gerçekleştirilecek. Hava koşullarına bağlı olarak Beyoğlu ve Fatih ilçelerinde açık hava etkinlikleri ve sokak performansları da festivalin coşkusunu şehrin her köşesine taşıyacak.

    5. Uluslararası Çocuk Hakları Festivali, çocukların kendilerini özgürce ifade edebildiği, katılımın, oyun ve yaratıcılığın merkezde olduğu bir buluşma alanı yaratıyor. Festivalin detaylı programına ve etkinlik takvimine İBB Kültür’ün resmi kanallarından ulaşılabilir.

  • Volkan Kızıltunç’un “The Seer” sergisi NOKS Art Space’te

    Volkan Kızıltunç’un “The Seer” başlıklı kişisel sergisi, 16 Kasım’a kadar NOKS Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.

    “Volkan Kızıltunç’un sergisi, izleyiciyi ilk anda sessizlikle karşılıyor. Açıklama yok, yönlendirme yok. Sanatçı, izleyicinin yalnızca bakmasını değil, hissetmesini istiyor. Sergi boyunca görülen her portre, her röntgen filmi bir soru işareti gibi asılı duruyor: Bu görüntü kime ait? Bu beden kimin? Bu hikâye bana ne anlatıyor?

    İzleyici burada sadece bakmaz, aynı zamanda tanık olur. Kızıltunç’un figürleri izlenmekten çok, izleyene bakar gibidir. Bu karşılıklı bakışta bir bağ kurulur — belirsiz ama güçlü bir etkileşim alanı.

    Sergide kullanılan büyük format analog kamera, yavaş ve özenli bir üretim süreci gerektiriyor. Bu teknik, sadece görüntüleri değil, onları üretme biçimini de görünür kılıyor. Kızıltunç için fotoğraf çekmek, neredeyse bir cerrahın ameliyat yapması kadar dikkat ve deneyim ister; çünkü burada mesele sadece görüntü üretmek değil, bir düşünme biçimi yaratmaktır.

    Röntgen görüntüleri ise geçmişte tıbbi belgelerdi; şimdi, portrelerin yanına yerleştirilerek yeni anlamlar kazanıyorlar. Bu görüntüler zamanında bir teşhis, bir kayıt, bir arşiv parçasıydı. Ama şimdi izleyicinin sezgisiyle yeniden canlanıyorlar — tanı olmaktan çıkıp çağrışıma dönüşüyorlar.”
    ​S. Elvan Ekren’in kaleme aldığı sergi metninden alıntı.

  • Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin’in “Giz, Gizem ve Saklı” sergisi Kasa Galeri’de

    Kasa Galeri, Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin’in ortak üretiminden doğan “Giz, Gizem ve Saklı” başlıklı sergiyi 14 Kasım – 26 Aralık tarihleri arasında izleyiciyle buluşturuyor.

    Ali Akay küratörlüğünde gerçekleşen sergi, neşenin, mahremiyetin ve görünmezliğin farklı katmanlarını ele alıyor. “Gizli olan”ın sergilenmesiyle ortaya çıkan gerilim, merak ve arzuyu görünür kılarken, görünmezlik ile ifşanın sınırlarını sorgulayan çok katmanlı bir deneyim alanı yaratıyor.

    Ali Akay, sergi metninde modern dünyanın “gizlenme” hâlini Baudelaire, Derrida ve Foucault’nun düşüncelerinden hareketle inceliyor. “Saklı olan”ı hem politik hem de psikolojik bir düzlemde ele alan küratör, gizlenmenin yalnızca bir yokluk hâli değil, aynı zamanda bir direniş biçimi olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede sergi, sanatçıların kişisel alanlarından —evlerinden ve atölyelerinden— getirdikleri nesneleri galeriye taşıyarak mahremiyetin kamusal alana taşınışını estetik bir jest haline dönüştürüyor.

    Güneş Terkol, dikiş teknikleriyle işlediği tüller üzerinde gizli mektuplar ve metinler barındıran eserleriyle, bilgiyi tamamen açığa çıkarmadan merak duygusunu diri tutan bir alan yaratıyor. Bu işler, izleyiciyi hem yakınlaşmaya hem de mesafeyi korumaya davet ediyor.

    Güçlü Öztekin’in Dada’dan güncel sanata uzanan oyunbaz yerleştirmeleri ise gündelik, kişisel nesneleri dönüştürerek mahremiyetin sınırlarını ironik bir dille tartışmaya açıyor. Farklı malzemeler, ölçekler ve kompozisyonlarla şekillenen bu üretimler, bir yandan görünürlükle fluluk arasında gidip gelirken diğer yandan izleyiciyi “gizli olan”ın çok katmanlı anlamları üzerine düşünmeye çağırıyor.

    “Giz, Gizem ve Saklı”, görünürlükle gizlenmenin, mahremiyetle kamusallığın kesiştiği ince çizgide varlık bulan, sessiz ama güçlü bir karşılaşma alanı sunuyor.

  • Sigmund Freud’un “Uygarlığın Huzursuzluğu” kitabı Türkçede

    Sigmund Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu‘nda bu basit gibi görünen sorunun ardındaki derin çatışmayı: bireyin özgürleşme arzusu ile uygarlığın koyduğu kurallar arasındaki gerilimi inceliyor.

    Freud bu soruya yanıt ararken, haz ilkesinin ve mutluluk arayışının sınırlarını çizen uygarlığın, insanı hem koruyan hem de kuşatan bir yapı olduğunu yalnızca psikanalizin değil, felsefe, siyaset ve kültürel eleştirinin iç içe geçen sarmallarında ilerleyerek gösteriyor. Keskin bir bakışla uygarlığın ilerleyişiyle birlikte derinleşen bireysel mutsuzluğu teşhis ederken, modern hayatın trajedisini de edebi bir yoğunlukla anlatıyor. Nihayetinde ise şu sonuca varıyor: İlerleme ve uygarlık insanın huzursuzluğunun kaynağıdır; içsel şiddetin ve itkilerin üzerine inşa edilmiş, özgürlüğü güvenlikle takas eden bir hapishanedir; çünkü toplumsal düzenin inşası, ancak içgüdüsel yaşantının bastırılmasıyla mümkün olabilir.

    Bu da bize nihai ve belki de asıl rahatsız edici soruyu hatırlatıyor: Kendi ellerimizle kurduğumuz uygarlık, aslında bizi kimden korur?

  • William Faulkner’ın”Bir Rahibeye Ağıt”ı Türkçede

    Faulkner’ın 1949’da kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü’nden sonra yayımladığı ilk roman olan Bir Rahibeye Ağıt (1951), Ünal Aytür çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.

    Bir Rahibeye Ağıt (1951), yazarın iki koldan ilerleyen anlatı yaklaşımının en farklı örneklerinden biri. Tiyatro perde ve sahneleri biçiminde kurulan bölümlerinde Tapınak’taki karakterlerin sekiz yıl sonraki “geçmişle yüklü” hayatlarına odaklanan Faulkner, bunların başındaki “giriş” bölümlerinde ise bir asma kilit, cezaevi, adliye ve vilayet meclisi binaları üzerinden hem kurgusal yöresi Yoknapatawpha ve ABD hem de İnsanlık ve Dünya tarihini iyilik ve kötülük, inanç ve vicdan, eylem ve bedeli eksenlerinde bütünüyle kendine özgü bir biçimde ele alıyor.

    Bir Rahibeye Ağıt, modern çağla birlikte bireyselliği ve sorumluluk duygusu gittikçe zayıflayan İnsanlığa da yakılan bir ağıt.