• “Sonsuzluk Daha Kısadır: Rafael Doníz ve Pedro Valtierra’nın Gözünden Meksika” sergisi Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde

    Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, Türkiye Meksika Büyükelçiliği iş birliğiyle düzenlenen ve Héctor Orozco küratörlüğünü üstlendiği “Sonsuzluk Daha Kısadır: Rafael Doníz ve Pedro Valtierra’nın Gözünden Meksika” sergisi, 11 Ocak 2026 tarihine kadar sanatseverlerle buluşuyor.

    Sergi, 20. yüzyılın önde gelen iki Meksikalı fotoğrafçısı Rafael Doníz ve Pedro Valtierra’nın eserlerinden oluşan özel bir seçkiyi bir araya getiriyor. Doníz ve Valtierra’nın fotoğrafları, izleyiciyi Meksika’nın farklı coğrafyalarına, kültürel çeşitliliğine ve tarihindeki dönüm noktalarına doğru görsel bir yolculuğa çıkarıyor. Her iki sanatçı da toplumsal, politik ve insani katmanları özgün bir estetik anlayışla yansıtarak, Meksika’nın ruhuna dair güçlü ve samimi bir bakış sunuyor.

    Zaman ve mekân açısından farklı yollar izleseler de Doníz ve Valtierra, eserlerinde aynı derinliği paylaşarak Meksika’nın kimliğini iki ayrı tonla görünür kılıyorlar. Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde izleyiciyle buluşan sergi, Meksika fotoğrafçılığının zenginliğini ve çeşitliliğini Türkiye’de bu kapsamda ilk kez sunarak, iki ülke arasında kültürel bir köprü kurmayı amaçlıyor.

  • Renée Levi’nin “Lékélée” sergisi Öktem Aykut’ta

    Renée Levi’nin Lékélée sergisi 6 Kasım – 13 Aralık 2025 tarihlerinde Öktem Aykut’ta gerçekleşecek.

    “2025 yılının sonunda ortaya çıkan Lékélée serisi, 2024 tarihli Lésédy’nin (2024) devamı niteliğinde ve birbirine bağlı, gelişen seriler halinde ilerleyen çalışma sürecimin bir uzantısını teşkil eder. Lésédy yavaş, bilinçli ve özenle kurgulanmış bir resimsel gelişim sürecinin ürünüydü; Lékélée ise belirgin bir dönüm noktasını temsil eder -çalışmanın üzerinden tam anlamıyla bir özgürleşme fırtınası geçti. İrili ufaklı bütün eserler bir manzara gibi yere serildi ve tek bir yoğun akış içinde boyandı. Bu süreçte yeni katmanlar ve değişken mekânsal ilişkiler belirdi; bir anlamda fırtınanın ‘öncesi’ ve ‘ötesi’ görünür hâle geldi. Güçlü renkler, bu fırtınanın enerjisini taşır; ona hem bir ses hem de bir aciliyet hissi kazandırır.”

    Lékélée, Renée Levi’nin Öktem Aykut ile gerçekleştirdiği üçüncü sergisi. Son bir yıl içerisinde Paris’te yer alan Palais de Tokyo’da ve Kunstmuseum Basel’da mekana özgü seriler geliştirerek sergiler açan sanatçı, Lékélée serisini de Öktem Aykut’un galeri mekanına mahsus şekilde, resim izleme edimini önceliklendiren bir tercihle gerçekleştirdi.

  • “As We Used to Spell | Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi” sergisi Barın Han’da

    Aslı Serbest ve Mona Mahall’ın “As We Used to Spell | Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi” başlıklı sergisi 6 Kasım 2025 – 11 Ocak 2026 tarihleri arasında 18. İstanbul Bienali paralel etkinlikleri kapsamında Barın Han’da sanatseverlerle buluşacak.

    “Kelimeler hızla çoğalıp uzaklara taşarken, kamusal ve kişisel alanlara yayılırken, o anda yeniden eyleme geçme güçlerini kazanıyorlar — büyü gibi. Sözcüklerin, promptların ve protestoların hayatlarımız üzerindeki etkileyici güçleri, bu sergi ve araştırma projesinin merkezinde yer alıyor. Proje, bedensel (embodied) ve mekânsal biçimler aracılığıyla ortaya çıkan ve geçmişten kalan heceleme/büyü (spell) pratiklerinin nasıl etkili olduklarını araştırıyor.

    Sergi, Çemberlitaş’taki modernist bir yapı olan Barın Han’da gerçekleşiyor. Bina, tarihî Bauhaus ve Leipzig Görsel Sanatlar Akademisi ile bağlantıları bulunan, önemli Türk sanatçı ve hattat Emin Barın’ın matbaa ve cilt atölyesine ev sahipliği yapmıştır. Bu bağlamda ‘Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi’, modernist ‘hakikatler’ üzerine eleştirel bir düşünme biçimi sunuyor — düşünme, konuşma ve inşa etme biçimlerimizi hâlâ şekillendiren, tekno-rasyonalizmin bu hecelemelerini/büyülerini sorguluyor. Sylvia Wynter’in ‘truths-for’ (hakikat-için) kavramından yola çıkan sergi, hakikatlerin bedensel ve makineler aracılığıyla yeniden üretim ve tekrar süreçlerinde mekânsallaşma biçimlerini inceliyor. Bu döngüler, ataerkil-kapitalist bir çıkarım mantığını sürdürürken aynı zamanda pragmatik, şiirsel ya da parodik dönüşümleri de tetikliyor.

    Farklı iş birlikleri aracılığıyla ‘Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi’, tahakküm sistemlerini sorgulayan; gündelik bilgi, cömertlik ve mizahı çağıran dönüştürücü ‘yazım’ pratiklerini araştırıyor. Bu uzun vadeli, araştırma temelli projenin ilk aşamasını Aslı Serbest ve Mona Mahall, Emma Waltraud Howes ile birlikte başlatılmıştı.”

  • 5. Uluslararası Çocuk Hakları Festivali Başlıyor

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Çocuk Hakları Festivali, bu yıl 11–23 Kasım tarihleri arasında çocuklarla buluşuyor.

    20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü vesilesiyle hayata geçirilen festival, çocuk haklarının yalnızca çocuklar tarafından değil; ebeveynler, eğitimciler ve tüm yetişkinlerce de bilinmesini, benimsenmesini ve uygulanmasını hedefliyor. Festival aynı zamanda, çocuk odaklı politikaların güçlenmesine katkıda bulunarak İstanbul’u “çocuk dostu şehir” vizyonuna bir adım daha yaklaştırmayı amaçlıyor.

    Festival etkinlikleri Artİstanbul Feshane, Bulgur Palas, İBB Arnavutköy Kültür ve Yaşam Merkezi, Çubuklu Silolar, Turhan Selçuk Kültür Evi, İBB Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi, İBB İdris Güllüce Kültür Merkezi ve İBB Kültür Habitat Sahne gibi kentin farklı noktalarına yayılacak.

    Birleşmiş Milletler’in 1989’da kabul ettiği Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin dört temel ilkesi —Ayrım Gözetmeme, Çocuğun Yüksek Yararı, Yaşama ve Gelişme Hakkı, Katılım Hakkı— festivalin temel çerçevesini oluşturuyor. Bu yıl programın içeriği çocukların kendi önerileriyle şekillendirildi; böylece festival, en önemli çocuk haklarından biri olan katılım hakkını doğrudan hayata geçirdi.

    Festival süresince çocuklar; yaratıcı drama, dans, resim, müzik, yaratıcı yazarlık, kostüm tasarımı ve felsefe atölyelerine katılabilecek, tiyatro oyunları, sinema gösterimleri, Karagöz oyunları, masal anlatımları ve konserlerle dolu bir programa dahil olabilecekler. Eğlenirken öğrenmeyi hedefleyen etkinlikler, çocuklara kendi haklarını deneyimleyerek keşfetme fırsatı sunuyor.

    Ayrıca festival, kapsayıcılık ilkesini merkeze alarak işaret dili ve sesli betimleme atölyeleri düzenleyecek; hastanede tedavi gören ve devlet koruması altındaki çocuklara özel etkinlikler gerçekleştirilecek. Hava koşullarına bağlı olarak Beyoğlu ve Fatih ilçelerinde açık hava etkinlikleri ve sokak performansları da festivalin coşkusunu şehrin her köşesine taşıyacak.

    5. Uluslararası Çocuk Hakları Festivali, çocukların kendilerini özgürce ifade edebildiği, katılımın, oyun ve yaratıcılığın merkezde olduğu bir buluşma alanı yaratıyor. Festivalin detaylı programına ve etkinlik takvimine İBB Kültür’ün resmi kanallarından ulaşılabilir.

  • Volkan Kızıltunç’un “The Seer” sergisi NOKS Art Space’te

    Volkan Kızıltunç’un “The Seer” başlıklı kişisel sergisi, 16 Kasım’a kadar NOKS Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.

    Volkan Kızıltunç’un sergisi, izleyiciyi ilk anda sessizlikle karşılıyor. Açıklama yok, yönlendirme yok. Sanatçı, izleyicinin yalnızca bakmasını değil, hissetmesini istiyor. Sergi boyunca görülen her portre, her röntgen filmi bir soru işareti gibi asılı duruyor: Bu görüntü kime ait? Bu beden kimin? Bu hikâye bana ne anlatıyor?

    İzleyici burada sadece bakmaz, aynı zamanda tanık olur. Kızıltunç’un figürleri izlenmekten çok, izleyene bakar gibidir. Bu karşılıklı bakışta bir bağ kurulur — belirsiz ama güçlü bir etkileşim alanı.

    Sergide kullanılan büyük format analog kamera, yavaş ve özenli bir üretim süreci gerektiriyor. Bu teknik, sadece görüntüleri değil, onları üretme biçimini de görünür kılıyor. Kızıltunç için fotoğraf çekmek, neredeyse bir cerrahın ameliyat yapması kadar dikkat ve deneyim ister; çünkü burada mesele sadece görüntü üretmek değil, bir düşünme biçimi yaratmaktır.

    Röntgen görüntüleri ise geçmişte tıbbi belgelerdi; şimdi, portrelerin yanına yerleştirilerek yeni anlamlar kazanıyorlar. Bu görüntüler zamanında bir teşhis, bir kayıt, bir arşiv parçasıydı. Ama şimdi izleyicinin sezgisiyle yeniden canlanıyorlar — tanı olmaktan çıkıp çağrışıma dönüşüyorlar.
    ​S. Elvan Ekren’in kaleme aldığı sergi metninden alıntı.