• İstanbul Modern’de 90’lar sinemasına bakış

    İstanbul Modern “Genç Salı” buluşmalarında bu hafta 90’lar sineması ele alınacak. Sinema tutkunları, Deniz Tokgöz’ün hazırladığı sorularla popüler kültür ve sinema temalı bir deneyim yaşayacak.

    12 Mayıs saat 18’deki etkinlikte bu yıl 30. yaşını kutlayan Romeo + Juliet’ten The English Patient’a, 1996 yılına damga vuran filmlere yolculuk sunulacak.

    Katılımcılar, sinema dünyasına dair bilgilerini test ederken sürpriz ödüller kazanma fırsatı da yakalayacak. 18–25 yaş arasındaki gençler, her salı 10.00–14.00 saatleri arasında İstanbul Modern’i ücretsiz ziyaret edebiliyor.

    Gençler, müzedeki tüm sergileri gezmenin yanı sıra, her ay bir salı günü düzenlenen sinema odaklı söyleşi, yarışma ve çeşitli etkinliklere ücretsiz katılabiliyor.

  • Eşref Yıldırım’ın “O gün çok yağmur yağdı” sergisi Zilberman İstanbul’da

    Zilberman İstanbul, Eşref Yıldırım’ın “O gün çok yağmur yağdı” başlıklı kişisel sergisini 14 Mayıs-18 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Eşref Yıldırım’ın “O gün çok yağmur yağdı” sergisi, kayıp kavramını yalnızca bireysel bir deneyim olarak değil; kaybın bedenlerde, mekânlarda ve imgelerde bıraktığı izlerin etrafında şekillendiriyor. Yıldırım’ın geçtiğimiz yıl kaybettiği köpeği Yağmur’un ardından şekillenmeye başlayan sergi, üretim süreci boyunca ailesinden bir kayıp daha yaşamasıyla birlikte bir yas alanına dönüşüyor. Bu alan, kaybı temsil etmeye çalışmaktan çok, onun gündelik hayatta bıraktığı boşluklar, tekrarlar ve kırılmalar ekseninde ilerliyor. O gün çok yağmur yağdı, kaybı yalnızca eksilme üzerinden ele almayan; yasın bireysel olduğu kadar kolektif bir dayanışma biçimi olabileceği düşüncesini merkezine alan bir anlatı olarak var oluyor. Yıldırım, hatırlama edimini, yalnızca geçmişe dönük bir eylem olarak değil, aynı zamanda birlikte var olabilmenin ve kaybın etrafında yeni bağlar kurabilmenin ihtimalleri üzerinden bir araya getiriyor.

    Yıldırım’ın son dönem üretimlerinde su hem fiziksel hem de simgesel olarak hafızanın taşıyıcısı olarak öne çıkıyor. Marina Abramović Institute ile Museum Schloss Moyland iş birliğinde gerçekleştirdiği Kamuflaj (2025) performansında sanatçı, Joseph Beuys’un performatif mirasıyla ilişki kurarak bedenin görünürlük ve silinme arasındaki kırılgan sınırlarını araştırırken; Moyland’ın bahçesinde gerçekleştirdiği Yağmuru Düğümlemek (2025) performansında, suyun tutulamazlığı ile kaybın kavranamaz doğası arasında bir ilişki kuruyor. Gümüşlük Müzik Festivali kapsamında gerçekleşen, Çözünme (2025) performansı ise bu hattı dağılma, çözülme ve dönüşüm süreçleri üzerinden genişletiyor. Yıldırım’ın performanslarında beden, yalnızca bireysel bir varlık olarak değil; toplulukların ortak ritüelleri, kolektif hafızaları ve kırılgan dayanışma biçimleri ile birlikte düşünülen edimsel bir alan hâline geliyor. Bu performanslarda beden ile birlikte devinen su, sabitlenemeyen, sürekli biçim değiştiren kinetik bir unsur olarak bedeni taşıyanı görünmezleştiriyor. 

    ​Sergide Yıldırım’ın performanslarının kayıtları, yasın akışkan doğasını taşıyan birer hafıza alanı olarak yer alıyor. Sergi boyunca yağmur, kişisel bir anı olarak değil; birikemeyen, tutulamayan ve sürekli biçim değiştiren bir kavram olarak beliriyor. Bedenlerde, nesnelerde ve imgelerde farklı biçimlerde dolaşmaya devam ediyor. Yıldırım’ın işleri, yası yalnızca kişisel bir kırılma olarak görmekten ziyade, yasın toplumsal ve politik bir deneyim olduğunu hatırlatıyor. Yıldırım, bu dolaşımın izini sürerek kaybın doğrudan temsil edilemeyen yapısını, gündelik olanın içine sızan sessiz yoğunluğunu ve yasın imgeler aracılığıyla nasıl taşındığını araştırıyor. Sergide yas, tamamlanması gereken bir süreç değil, bedende ve hafızada farklı biçimlerde yaşamaya devam eden kolektif bir duygu olarak açığa çıkıyor.

  • “Seyahat Sanatı” sergisi Meşher’de izleyicilerle buluşuyor

    Meşher ve Sadberk Hanım Müzesi (SHM), Koç Topluluğunun 100. kuruluş yılı kapsamında “Seyahat Sanatı” sergisini izleyicilerle buluşturuyor.

    Küratörlüğünü Merve Uca’nın üstlendiği sergi, Meşher’de ziyarete açılacak.

    Sergide, 15. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan geniş bir zaman diliminde, Osmanlı topraklarına yapılan yolculuklar, seyahat motivasyonları üzerinden kurgulanarak 300’ü aşkın eseri bir araya getirildi.

    Nadir eserlerle hazırlanan sergi, seyahati yalnızca bir yer değiştirme değil, bilinçli bir seçme ve kaydetme pratiği olarak ele alan seyahatnameleri odağına alıyor.

    Albrecht Dürer, Jacopo Ligozzi ve Louis-François Cassas’nin de aralarında olduğu önemli isimlerin eserleri ile seyahat kitapları, İstanbul manzaraları, diplomatik hediyeler, haritalar ve Osmanlı dünyasını belgeleyen önemli görsel kaynaklar sergide öne çıkıyor.

  • 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu

    Türk tiyatrosunun en prestijli ve uzun soluklu ödüllerinden Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, 7 Mayıs Perşembe akşamı Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen görkemli bir törenle 28. kez sahiplerini buldu. Sanat ve iş dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getiren gecede, tiyatro dünyasının başarılı yapımları ve sanatçıları 17 dalda ödüllendirildi. Törenin sunuculuğunu Demet Evgâr ve Atılgan Gümüş üstlendi.

    28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde, tiyatro tarihine iz bırakan ustalara takdim edilen Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü Şahika Tekand’ın oldu. Oyun yazarlarına adanan Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü ise Lucy adlı oyunuyla Aslı Ceren Bozatlı’ya verildi. Komedi ya da müzikal dalındaki oyunlara verilen Haldun Dormen Özel Ödülü’ne Konken Partisi adlı yapımıyla Tiyatrokare layık görülürken, Yapı Kredi Özel Ödülü Prof. Dr. Merih Tangün’e takdim edildi. Özel ödüller kategorisine bu yıl ilk kez eklenen ve aynı kategoride en az beş kez Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülü kazanan isimlere verilen Afife Onur Ödülü ise Yakup Çartık’ın oldu.

    Ocak ayında yaşamını yitiren Türk tiyatrosunun efsane ismi ve Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin fikir babası Haldun Dormen, gece boyunca sahnede anısına hazırlanan özel içeriklerle anıldı.

    Tören, sunucular Demet Evgâr ve Atılgan Gümüş’ün genel koordinasyonunda, “Afife” oyununun ensemble ekibinin sahnelediği dünyaca ünlü bir müzikalin açılış sahnesiyle başladı. Dormen Tiyatrosu oyuncuları ve emektarları tarafından ödüllerin takdim edildiği gecede, Haldun Dormen’in hafızalarda iz bırakan müzikallerinden seçilen imza parçalar, Dormen Tiyatrosu’na emek vermiş müzisyenler tarafından canlı olarak icra edildi. Tören boyunca yapılan konuşmalar, büyük ustaya duyulan sevgi ve saygıyı bir kez daha ortaya koyarken; Dormen’in Türk tiyatrosuna bıraktığı güçlü miras, duygu dolu anlarla anıldı.

    Çok katmanlı ve üretim çeşitliliği açısından dikkat çekici bir tiyatro sezonunu geride bıraktıklarını belirten Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri Jüri Başkanı Prof. Aslı Yılmaz, şunları söyledi:

    “Her tiyatro sezonu, içinde bulunduğu dönemin ruhunu sahneye taşır. Bu yıl farklı anlatım biçimlerinin iç içe geçtiği, kolektif yaratıma dayalı yapımların öne çıktığı bir sezona tanıklık ettik. Jüri üyelerimizle birlikte 268 oyunu izleyerek, sahnedeki çeşitliliği ve tiyatro üretimi için ortaya konan emeği dikkat ve heyecanla değerlendirdik. 

    Ancak 28. sezonumuz, tiyatromuzun büyük ustası ve bu gecenin fikir babası, hocamız Haldun Dormen’i kaybetmenin derin hüznünü de taşıyor. Onun tiyatro sahnemize, sanata ve hayata duyduğu saygı ve tutkusu, bizlere bıraktığı en kıymetli miraslardan biri. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri olarak bizler de bu mirası sahnemizde yaşatmayı önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz.

    Bu sezon sahneye taşınan her yapımın, aday olsun ya da olmasın, tiyatromuz adına önemli bir değer yarattığına inanıyoruz. Tiyatroya gönül veren tüm sanatçılarımıza, ekiplerimize ve sezon boyunca özveriyle çalışan jüri üyelerimize teşekkür ediyor; tiyatronun gücünü birlikte büyütmeye devam edeceğimize gönülden inanıyorum.”

  • 2026 Pulitzer Ödülleri açıklandı

    Dünyanın en prestijli ödüllerinden biri kabul edilen Pulitzer Ödülleri sahiplerini buldu. Bu yıl özellikle silahlı saldırılar, savaş ve kamu politikalarının etkilerini konu alan gazetecilik çalışmaları dikkat çekti.

    ABD’de gazeteciliğin en saygın ödülleri arasında gösterilen Pulitzer Ödülleri sahiplerini buldu. Bu yılın ödüllerinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın politikaları, küresel gözetim teknolojileri ve kitlesel şiddet olayları gibi başlıklar öne çıktı.

    Hem büyük medya kuruluşları hem de yerel gazeteler, zorlu bir dönemde yaptıkları çalışmalarla dikkat çekti.

    Pulitzer Ödülleri’nde en prestijli kategori olan “Kamu Hizmeti” ödülü, Donald Trump yönetiminin federal kurumlarda yaptığı kapsamlı değişiklikleri ve kesintilerin toplum üzerindeki etkilerini inceleyen haberleri nedeniyle Washington Post’a verildi.

    Jüri, gazetenin bu çalışmalarla hükümet politikalarının bireyler üzerindeki sonuçlarını görünür kıldığını vurguladı.

    “Uluslararası Habercilik” ödülü, Çin’de geliştirilen ve küresel ölçekte yayılan gözetim teknolojilerini ortaya koyan araştırmasıyla Associated Press’e verildi.

    Reuters ise ABD’de başkanlık yetkilerinin genişletilmesi ve siyasi gücün kullanımı üzerine yaptığı haberlerle “Ulusal Habercilik” ödülünü kazandı.

    Reuters ayrıca sosyal medya şirketi Meta’ya yönelik haberleriyle bir ödül daha alarak yılı iki Pulitzer ile kapattı.

    New York Times, bu yıl üç farklı dalda ödüle layık görüldü.

    Araştırmacı gazetecilikte Eric Lipton, David Yaffe-Bellany ve Ben Protess’in çalışmaları öne çıkarken, Masha Gessen düşünce yazısıyla ödül aldı. Gazze’deki yıkımı gösteren fotoğraflarıyla Saher Alghorra da ödül kazanan isimler arasında yer aldı.

    “Son Dakika Haber” ödülü, 2025 yılında Minneapolis’te bir Katolik okulunda gerçekleşen ve iki çocuğun hayatını kaybettiği silahlı saldırıya ilişkin kapsamlı haberleri nedeniyle The Minnesota Star Tribune gazetesine verildi.

    Jüri, gazetenin olay yerindeki haberciliğini “titiz ve duyarlı” olarak nitelendirdi.

    Pulitzer ödülleri, medya sektörünün ekonomik ve politik baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde verildi.

    Son aylarda Washington Post çalışanlarının üçte birini işten çıkarırken, Associated Press 120’den fazla gazeteciye gönüllü ayrılık teklif etti. CBS News radyo servisinin kapatılacağını duyurdu. Ayrıca Trump’ın medya kuruluşlarına yönelik eleştirileri ve davaları da basın üzerindeki baskıyı artırdı.

    Pulitzer yönetimi, bu yılın ödüllerini açıklarken gazeteciliğin “zorlu bir dönemden geçtiğini” özellikle vurguladı.

    Pulitzer yalnızca gazetecilik alanında değil, edebiyat ve müzikte de ödüller veriyor.

    Bu yıl “Kurgu” dalında Daniel Kraus’un Angel Down, “Drama” dalında Bess Wohl’un Liberation adlı eserleri ödül aldı. Tarih, biyografi, şiir ve müzik kategorilerinde de çeşitli eserler ödüle layık görüldü.

    Pulitzer Ödülleri, gazeteci ve yayıncı Joseph Pulitzer’in vasiyetiyle 1917 yılından bu yana veriliyor.

    Columbia Üniversitesi bünyesindeki jüri tarafından belirlenen ödüller, gazetecilikte kamu yararını gözeten çalışmaları teşvik etmeyi amaçlıyor. Kazananlara 15 bin dolar ödül verilirken, kamu hizmeti kategorisinde altın madalya da takdim ediliyor.