• kavla tiyatro’nun ilk oyunu “dünyanın en mutlu insanı” prömiyer yapıyor

    Kavla Tiyatro’nun ilk prodüksiyonu “Dünyanın En Mutlu İnsanı”, 19 Ekim saat 20.30’da BahçeGalata’da prömiyer yapıyor.

    Yazan ve yöneten Orçun Ertaman, tek kişilik bu kara komedide seyirciyi “mutluluk” fikri üzerine düşündüren bir karakterle buluşturuyor. Ahmet Kuntberk Alptemoçin’in sahne aldığı oyunda, hareket tasarımı İlyas Odman, ışık tasarımı Utku Kara, kostüm tasarımı ise Hilal Polat’a ait. Oyun, bireysel huzursuzluklardan toplumsal düzene uzanan bir çizgide “mutluluk” kavramını sorgularken, insanın kendi varoluşuyla hesaplaşmasını sahneye taşıyor.

    “Dünyanın En Mutlu İnsanı”nın kahramanı, bir sabah uyanıp kendini gerçekten “dünyanın en mutlu insanı” ilan eder. Ancak kısa sürede, mutluluğun kişisel bir mesele değil, sistemin ve çağın yansıması olduğunu fark eder. Bu farkındalık, onu hem kendine hem de dünyaya karşı yeni bir direniş biçimine götürür: kendi varoluşunu savunmaya.

    Oyun, ilk olarak Civil Production, Birileri.xyz ve Friedrich Naumann Foundation iş birliğiyle hazırlanan, İnsan Hakları Bildirgesi’nden ilham alan “Emek” temalı kısa oyun biçiminde kaleme alındı. Şimdi ise genişletilmiş versiyonuyla izleyici karşısına çıkıyor. Oyunun biletlerine BahçeGalata gişesinden ve çevrim içi platformlardan ulaşabilirsiniz.

  • Sait Faik hikâyeleri sahnede: “Dülger Balığının Ölümü”

    İş Sanat’ın gelenekselleşen şiir ve hikâye dinletileri yeni sezona 11 Kasım akşamı Sait Faik Abasıyanık’ın hikâyeleriyle başlıyor.

    Edebiyatseverlerin eski bir radyo stüdyosuna konuk olacakları dinletinin metnini Atilla Birkiye hazırladı. Dinletiye ismini veren “Dülger Balığının Ölümü” hikâyesiyle birlikte “Mahalle Kahvesi”, “Meserret Oteli”, “Bayan Gülseren”, “Hikâye Peşinde” ve “Modern Karıkoca” hikâyeleri, ünlü tiyatro sanatçıları Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek tarafından seslendirilecek. Sahne uygulamasını Mehmet Birkiye’nin üstlendiği dinletide hikâyelere Şemsa İdil Ural (çello), Seda Subaşı Yalçın (keman) ve müzik direktörü Serdar Yalçın (piyano) eşlik edecek.

    11 Kasım Salı akşamı İş Kuleleri Salonu’nda ücretsiz olarak düzenlenecek hikâye ve şiir dinletileri için buradan rezervasyon yapabilirsiniz.

  • Yağmursuz Toprakların Şenliği, .artSümer’de

    .artSümer, 1 Kasım – 5 Aralık 2025 tarihleri arasında Eymen Aktel’in “Yağmursuz Toprakların Şenliği” başlıklı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapacak.

    Aktel’in üretimi, toplumsal düzen, emek ve çoğul yaşam biçimleri etrafında şekillenir. İnsan ve hayvan figürlerini merkeze alan anlatıları, yalnızca doğayı temsil eden sahneler değil; insan-doğa ilişkisini kültürel, politik ve ontolojik boyutlarda tartışmaya açan simgesel araçlar olarak karşımıza çıkar. Bu yaklaşım, doğa ile toplum arasındaki geçirgen sınırları görünür kılar.

    Yağmursuz Toprakların Şenliği, sanatçının üretiminde farklı yönelimlerin izini sürüyor. Bir yanda toplumsal birliktelik, emeğin döngüsü ve kolektif yaşam tahayyülleriyle kurulan sahneler; diğer yanda yaşamın sürdürülmesi, aidiyet ve koruma gibi evrensel anlamlar taşıyan kavramlara odaklanan kompozisyonlar sergide yan yana geliyor. Bu karşılaşma, kitlesel birliktelikten çekirdek aileye kadar, toplumun her katmanında var olan emek, üretkenlik ve verimlilik kavramlarını, sanatçının kendine özgü üslubuyla harmanlıyor.

    Antik dönem estetiği, mitolojik göndermeler ve geleneksel motifler, Aktel’in yapıtlarında tarihsel süreklilik ile bugünün gerçekliği arasında bir köprü kurar. Geçmişin ritüellerini bugünün toplumsal tahayyülleriyle buluşturan bu yaklaşım, sergiyi üretim, dayanışma ve süreklilik kavramları etrafında, dış koşullar ne olursa olsun, insanların bir araya gelerek şen olabilecekleri bir alan oluşturuyor.

  • Zülfü Livaneli’nin yeni romanı “Bekle Beni” ilk ayında 3. baskısıyla 400.000’e ulaştı

    Günümüzün en çok okunan yazarlarından Zülfü Livaneli’nin Can Yayınları etiketiyle yayımlanan, ilk günlerden çoksatar listelerinde birinci sıraya yerleşen yeni romanı Bekle Beni, edebiyatseverlerden yoğun ilgi görmeye devam ediyor. 23 Eylül 2025’te ilk baskısı yayımlanan roman, ilk haftasında ikinci baskıya giderek 250.000 adetlik satışa ulaştı. Eser, ilk ay içinde üçüncü baskısını yaparak toplamda 400.000 adet basıldı.

    Livaneli’nin, “Fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak algılanmalı,” ifadeleriyle tanımladığı roman; aşkı, dostluğu, aile bağını ve özgürlük tutkusunu ince ince örüyor. Bir ülkenin özgürlük yolunda çektiği zorlukların, baskıya karşı girişilen mücadelenin, direnmenin, yalnız bırakılmanın ve dayanışmanın romanı Bekle Beni; edebiyat dünyasında şimdiden kalıcı izler bırakıyor.

    Livaneli’nin eşsiz kaleminden bir aşk ve direniş hikâyesi

    Romanın kahramanları Leyla ile Selim, aşkın coşkusuyla bir hayat kurmak için mücadele ederlerken kendilerini türlü zorluğun, ayrılığın içerisinde bulurlar. Bir yanda birbirlerine kavuşma telaşı, diğer yanda özgürlük mücadelesi onları roman boyunca farklı yerlere sürükler. Aşkları direnişlerini besleyecek, direnişleri de aşklarını güçlendirecektir.

    “Polisler Selim’i alıp götürdüler. Gitmeden önce Leyla’ya son bir kez sarıldı, kulağına fısıldadı: ‘Güçlü ol Leyla. Bu da geçecek.’ Ama ikisi de biliyordu ki önlerinde zorlu ve belirsiz günler vardı. Selim’in yokluğu evin her köşesine sinmiş, sessiz bir çığlık gibi Leyla’nın yüreğini dağlıyordu. Her şey bir anda değişmişti, geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmişti, bir uçurumun kenarındaydılar, düşüş başlamıştı.”

  • Selim İleri’nin son romanı “Sen Diye Biri” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nda 

    Edebiyatımızın usta kalemlerinden Selim İleri’nin okurlarına veda ettiği son romanı Sen Diye Biri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlandı.

    Bizi geçmişte bir yolculuğa çıkaran roman, 1971 yılına, Cüneyt Arkın ve Selim İleri’yi buluşturan “Günahsızlar” filminin çekimlerine dek uzanıyor. O dönemde Cüneyt Arkın ünlü bir sinema oyuncusu, Selim İleri ise düşlerinin peşinde, genç bir öykücüdür. Film setinde “Neden yalnız oturuyorsunuz?” cümlesiyle başlayan, edebiyatı, sinemayı ve İstanbul’un pek çok mekânını harç eden arkadaşlıkları, çok uzun sürecek bir “yaşam sarartısı” ile sekteye uğrar; elli yıl sonra Cüneyt Arkın’ın televizyon ekranından “Selim’i arıyorum,” diyerek küskünlüğü bitiren çağrısına dek. Arkadaşlıkları yeniden başlamışken Arkın’ın aniden aramızdan ayrılışı ise İleri’yi bu “sayıklamaları” yazmaya itiyor.

    Kitabın editörü Rûken Kızıler, “Kendi içinde yinelemelerle genişleyen bu hikâye –Cüneyt Arkın ve Selim İleri’nin hikâyesi– dikkatli bir okumayı gerektiriyor,” diyor. “Değişen özne yapısı ve bilinçli yanlış hatırlamalarıyla anlatıcı kendi kuşkusunu okura sirayet ettirmek istiyor âdeta. Yazılış tarzıyla koşut bir okuma deneyimi; cümleleri başa dönerek ve anlatılanları not alarak, ancak olayların her zaman yazarın ışık tuttuğu gibi gelişmemiş olabileceğini de bir kenarda tutarak. Selim İleri bu tuzaklı yinelemelerin iplerini başından sonuna sımsıkı tutuyor.”

    İleri, bu eseriyle son bir kez daha hatırlıyor/hatırlatıyor insanlarını. Keskin, acımsı, acımasız içe bakışlar ve yinelemelerle gelen “sayıklamalar” ile okurlarına veda ediyor.