• Hakan Gürsoytrak’ın “Velhasıl” sergisi EVİN’de

    EVİN, 4 Ekim’de kapılarını açan Hakan Gürsoytrak’ın “Velhasıl” başlıklı kişisel sergisine 15 Kasım 2025 tarihine kadar ev sahipliği yapıyor.

    Gürsoytrak’ın son dönem çalışmalarını bir araya getiren “Velhasıl”, kurumsal yapı imgelerinin temsillerini ve bu yapılar arasındaki hiyerarşik düzeni Koram İlkesi çerçevesinde ele alan bir seçkiyi sunuyor. Mimarlık ve tasarım alanında bir bütün içindeki öğelerin hiyerarşik düzenlenişini ifade eden Koram İlkesi, Gürsoytrak’ın yapıtlarında gündelik hayattan alınmış absürt imgeler aracılığıyla yeniden düşünülüyor.

    Sanatçı, içinde kaybolduğu ara sokaklardan şehirler arası yolculuklara; gazetelerin iç sayfalarında haber olmuş anlara dair biriktirilmiş fotoğraflardan, Kültür Endüstrisi görsellerinin gıcır nesnelerinden, yırtık pırtık ambalajların kurduğu arzuların mekânlarına kadar geniş bir imgesel skaladan beslenir. Bu imgelerin, akademik resim adetleri ile avam görselliklerin muzipçe harmanlandığı; modern hayat çelişkilerinin ironik bakış ve yorumlarının içerildiği pentür/boyalı nesneler üretir.

  • “Kuğu Gölü” Balesi, İstanbul prömiyerini 23 Ekim’de yapıyor

    İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin gerçekleştireceği Kuğu Gölü balesi, 23 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda prömiyer yapacak.

    Kuğu Gölü, benzersiz bir virtüözlük içeren koreografisi ve Çaykovski’nin zamana yenik düşmeyen, daima kalıcılığını koruyan müziğinin aracılığıyla anlatılan destansı bir peri masalını izleyicilere sunuyor. Prenses Odette’e aşık olan genç Prens Siegfried’in hikâyesini konu alıyor. Kötü kalpli büyücü Baron von Rothbart, yaptığı büyüyle Odette ve arkadaşlarını kuğuya dönüştürür. Gündüzleri hep birlikte bir gölde yüzerek zaman geçirir ve sadece geceleri insan formuna geri dönerler. Yalnızca gerçek aşk bu büyüyü bozabilecektir ve Rothbart bunu engellemek için tüm gücünü kullanacaktır. 

    Çaykovski’nin 1875-76 yıllarında bestelediği, dört perdeden oluşan “Kuğu Gölü” balesi dünyada ilk kez Julius Reisinger’in koreografisiyle 4 Mart 1877 tarihinde Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelendikten sonra, 15 Ocak 1895 tarihinde Marius Petipa ve Lev Ivanov’un özgün koreografisiyle St.Petersburg’daki Mariinsky Tiyatrosu’nda seyirciyle buluştu. Bu yeni versiyon, büyük başarı kazanarak Kuğu Gölü’nü dünya bale repertuvarının en önemli yapıtlarından biri hâline geldi. Günümüzdeki bale topluluklarının çoğu da bu versiyonu baz alıyor. Özellikle “Beyaz Kuğu” (Odette) ve “Siyah Kuğu” (Odile) rollerinin zıtlığı, bu balenin en çarpıcı unsurları arasında yer alıyor. Romantik ve dramatik unsurları bir araya getiren bu başyapıt, iyiyle kötünün çatışmasını, aşkın kurtarıcı gücünü ve kaderin değiştirilemez oluşunu gözler önüne seriyor.

    Ülkemizde ilk kez Dame Ninette de Valois’nın koreografisiyle 29 Ekim 1965 tarihinde Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından icra edilen Kuğu Gölü, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından ilk kez Güloya Gürelli’nin yorumuyla 14 Mart 1971 tarihinde Maksim Sahnesi’nde seyirciyle buluştu.

    ​Petipa ve Ivanov’un versiyonundan hareketle, Ricardo Amarante’nin koreografisiyle sahnelenecek Kuğu Gölü balesi, Çaykovski’nin duygusal ve görkemli müziği eşliğinde izleyiciye unutulmaz anlar yaşatmayı vadediyor. Eserde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı İbrahim Yazıcı yönetiyor. Dekor tasarımı Ferhat Karakaya, kostüm tasarımı Serdar Başbuğ, ışık tasarımı ise Ahmet Defne imzalı.

  • Kerem Işık’ın “Öteki Dünya”sı yayımlandı

    Kerem Işık’ın yeni kitabı “Öteki Dünya”, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.

    Thomas Mann’ın Büyülü Dağ romanındaki sanatoryumu andıran, dünyadan kopuk bir yerde ölümden sonraki hayata dönüşümün sancıları var Öteki Dünya’da. Ölümü kavrayış ve mutlak unutuş aşamalarının yarattığı yabancılaşma birbirini tamamlayan iki metinde anlatılıyor: “Öteki Dünya”, “Taşıyıcı”. Bilimkurgu atmosferinde biçimlenen anlatılarda hayattan ayrılış kurgulanırken bir yandan da yaratılış mitlerine gönderme yapılıyor… Bu dünya aslında neresi? Orasıyla burası yer değiştirse nasıl olur? Gerçek düşlere bulandığında neler olur?

    Brueghel’in İkarus tablosundaki varlık sorgulamasının, o dramatik görüntünün etkisini bir anlatıya dönüştürüyor Kerem Işık. Felsefi bir düşünceyi kurmacanın
    arkasında betimliyor.

    Hepiniz öldünüz! Birkaç önemli bilgi daha: şu an Öteki Dünya’da yer alan Birinci İstasyon’un 871. lojman kompleksindesiniz. Girişte verilen ilaç nedeniyle kendinizi bitkin ve halsiz hissedebilirsiniz. Tabii tüm bu yan etkiler geçici. Ne de olsa az önce belirttiğim gibi artık ölüsünüz.
    Buranın bir tür ara bölge olduğunu unutmayın. En kısa sürede buradan çıkmaya bakın. Şimdi tulumlarınızın üzerinde yazan numaralara göre odalarınıza dağılabilirsiniz. İlk üç rakam apartman, son iki rakamsa oda numaranızdır.
    Öteki Dünya’ya hoş geldiniz!

  • Jorge Luis Borges’ten sonsuzluğa dair: “Alef” / Fatma Zilif

    Arjantinli yazar, şair ve çevirmen Jorge Luis Borges’in en yoğun yaratıcılık döneminde kaleme aldığı öykülerden oluşan Alef, ekim ayında Can Yayınları etiketiyle okurlarla buluşuyor. Borges’in edebiyatında temel yer tutan zaman, kimlik, sonsuzluk ve ölümsüzlük temalarının etrafında şekillenen bu eser, yalnızca bir öykü kitabı değil; aynı zamanda insan zihninin ve evrenin sınırlarını sorgulayan bir düşünsel evren sunuyor.

    Borges’in anlatı evreninde zaman çizgisel değildir; geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışır. Aynalar, labirentler, kitaplar ve sonsuz döngüler onun dünyasında yalnızca semboller değil, varoluşun yapıtaşlarıdır. Alef, bu anlamda Borges’in edebi felsefesinin doruk noktalarından biridir. Her öykü, görünürde küçük bir an ya da ayrıntıdan yola çıkarak, tüm bir evreni içine alan sonsuz bir yansıma alanı yaratır. Bir köşede parlayan bir nokta, bir bakış, bir rüya ya da bir kelime, burada evrenin bütününü kavramanın anahtarına dönüşür.

    Borges’in hikâyelerinde karakterler, çoğu kez kendi kimliklerinin peşine düşerken sonsuzluğun kapısına dayanırlar. Yazar, bu yolculukta okurunu da bir tür felsefi deneyin içine çeker; okur, yalnızca anlatılanı değil, anlatının kendisini de sorgulamaya başlar. Borges’in dili, hem matematiksel bir kesinliğe hem de şiirsel bir belirsizliğe sahiptir. Bu ikilik, onun metinlerine benzersiz bir tını kazandırır: soyut düşünceler somut bir duyumsallık kazanırken, sıradan bir olay bile metafizik bir anlama bürünür.

    Alef, Borges’in kendi deyimiyle “evrenin tüm noktalarının aynı anda görülebildiği bir yer” fikrinden doğar. Bu kavram, insanın bilgiye, tanrısallığa ve mutlak anlama duyduğu arzunun simgesidir. Borges’in metinlerinde Tanrı, bazen bir hikâye anlatıcısı, bazen de bir unutkanlık anıdır. Zaman bükülür, gerçeklik kırılır, anlatıcı çoğalır. Her hikâye, kendi içinde başka bir hikâyeye açılan bir kapıdır; tıpkı Borges’in ünlü labirentleri gibi, her çıkış yeni bir başlangıca dönüşür.

    Yayınlandığı ilk günden bu yana modern edebiyatın en etkileyici eserlerinden biri kabul edilen Alef, yalnızca Borges’in dehasını değil, onun insanın varoluşsal sorularına yaklaşımındaki derinliği de ortaya koyar. Felsefi olduğu kadar büyüleyici, karmaşık olduğu kadar berrak bir kitap… Borges, “Alef”te yalnızca bir hikâye anlatmaz; varlığın, zamanın ve bilincin doğasını yeniden yazar.

    Can Yayınları’nın yeni edisyonu, Borges’in çağını aşan metinlerini Türkçede yeniden keşfetmek isteyen okurlar için hem edebi hem düşünsel bir yolculuk vaat ediyor: evrenin merkezinde parlayan bir nokta kadar küçük, ama tüm evreni içine alacak kadar büyük bir dünya.

  • Medya Sanatı Festivali “Ars Electronica” başladı

    Avusturya’da neredeyse 50 yıldır “dijital sanatlar alanında” dünyanın en saygın festivali ve platformu olarak kabul edilen Ars Electronica, Zorlu PSM ve Piksel.Creative Solutions partnerliğiyle Diageo Türkiye’nin desteğiyle Zorlu PSM’de başladı.

    Bugüne kadar milyonlarca sanatseveri ağırlayan Ars Electronica; sergi, mekânsal enstalasyonlardan ekran tabanlı işlere, ses ve ışığın sınırlarını zorlayan performanslardan her yaşa hitap eden atölyelere ve festival kapsamında düzenlenen Two Lanes konserine kadar uzanan geniş bir programla, 21-28 Ekim’de Zorlu PSM’de ziyaret edilebilir…

    Sergi, mekânsal enstalasyonlardan ekran tabanlı işlere, ses ve ışığın sınırlarını zorlayan performanslardan atölyeler ve interaktif etkinliklere kadar uzanan geniş bir programla İstanbul’u ve Zorlu PSM’yi dijital sanatın merkezine taşıyacak.

    Medya Sanatının Ulusal ve Uluslararası Sanatçıları Ars Electronica’da

    Mekânı titreşim ve rezonansla dönüştüren, adeta canlıymış gibi hareket eden hipnotik kinetik heykeli Cycloïd-E ile Cod.Act, etrafımızı saran ama görünmeyen elektromanyetik dalgaları, bir şelaleyi andıran bir ışık ve ses performansına dönüştüren Marc Vilanova’nın Cascade’i, hiper-gerçeklik ve yapay zekâ üzerine düşündüren Martyna Marciniak’ın Anatomy of Non-Fact’ı, iklim krizini canlı alg kültürleri aracılığıyla görünür kılan Noor Stenfert Kroese’nin Fading Colours enstalasyonu bu yılki edisyonda öne çıkan eserler arasında yer alıyor.

    Uluslararası sahnenin en yaratıcı stüdyolarından Universal Everything ise izleyiciyi hareketle etkileşime giren, bedenin jestleriyle şekillenen büyüleyici bir dijital evrenin parçası olmaya davet eden interaktif işiyle sanatseverlerle buluşuyor.

    Ars Electronica İstanbul, bu yıl da İmelda Kuyumcu–Gözde Betülay Yorulmaz’ın ikilisi ve Ceren Su Çelik’in yeni çalışmaları, yapay zekayla Türk kahvesi falını bir araya getiren Future Visioning işiyle Özcan Ertek gibi Türkiye’den genç yetenekleri uluslararası bir platforma taşıyarak, onların dünya sahnesinde parlamasını sağlayacak.

    Sergiye eşlik eden canlı performanslar, izleyiciyi sanat ve teknolojinin kesiştiği büyülü anlara davet edecek. Özellikle bit.studio’nun doğanın ritmini dijital formlarla kaynaştırdığı Flock Off isimli performansı festivalin unutulmaz deneyimlerinden birine sahne oluyor.

    Sergi boyunca düzenlenecek konuşma programları, sanatçıların ve küratörlerin bakış açılarını paylaşarak zengin bir tartışma ortamı yaratırken; atölyeler yeni nesillere teknoloji ile yaratıcı ilişki kurmanın yollarını keşfettirecek.

    Festival Kapsamında Two Lanes Sahnede!

    Ars Electronica İstanbul, dijital sanatla ilgilenen sanatseverlerin yanı sıra Zorlu PSM %100 Studio‘da müzikseverleri de festival kapsamında unutulmaz bir konserle buluşturuyor. Elektronik müziğin yükselen yıldızı Two Lanes, 25 Ekim’de akustik piyanoyu analog synth’larla buluşturacağı konseriyle festivale damga vurmaya hazırlanıyor.

    Two Lanes, 300 milyonu aşan dinlenmeleri ve BBC Radio 1 gibi kanallardan aldıkları destekle elektronik müziğin öne çıkan isimleri arasında gösteriliyor. Two Lanes konser bileti sahipleri, Ars Electronica İstanbul sergi ve atölyelerini ücretsiz ziyaret etme ayrıcalığını yaşayacak.

    ARS Electronica Kapsamında Sergilenecek Eserler

    MEYDAN FUAYE ALANI
    Özcan Ertek (Türkiye/Almanya)
     – Future Visioning işi, kadim kahve falı geleneğini yapay zekayla buluşturarak teknoloji ve inanç arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Sanatçının bu interaktif enstalasyonu, festivalin en sıra dışı deneyimlerinden birini sunuyor.

    Universal Everything (İngiltere) – Symbiosis adlı etkileşimli video yerleştirmesi, izleyiciyi organik formların titreşimsel dansına davet ediyor. İngiliz kolektif, bu çalışmasında dijital ve biyolojik dünyalar arasındaki sınırları ustalıkla sorguluyor.

    STUDIO ALANI
    Cod.Act (İsviçre)
     – André & Michel Décosterd kardeşlerin πTon/2 adlı kinetik heykeli, mekanik bir organizmanın nefes alışını andıran hareketleri ve sesleriyle izleyiciyi büyülüyor. İsviçreli ikilinin bu çalışması, canlı ve makine arasındaki sınırları flu hale getiriyor.

    GALERİ ALANI
    bit.studio (Tayland) 
    – FLOCK OFF performansı, balonlardan oluşan şiirsel bir sürü davranışı sergiliyor. Bangkok merkezli stüdyo, yapay zeka destekli bu enstalasyonla doğadaki kolektif hareketin dijital bir yorumunu sunuyor.

    SKY LOUNGE ALANI
    Marc Vilanova (İspanya) 
    – Cascade enstalasyonu, doğadaki görünmez elektromanyetik dalgaları görünür kılarak, insan duyularının ötesindeki gerçeklikleri deneyimlememizi sağlıyor. Sanatçının ses ve ışık arasında kurduğu bu şiirsel diyalog, festivalin en çarpıcı işlerinden biri.

    Martyna Marciniak (Polonya/Almanya) – Anatomy of Non-Fact ile yapay zeka ve hiper-gerçeklik üzerine düşündürüyor. Berlin merkezli sanatçı, dijital çağda hakikat kavramını sorgularken, izleyiciyi görsel manipülasyonların etkileri üzerine düşünmeye davet ediyor.

    Mathias Gartner & Vera Tolazzi (Avusturya) – The Transparency of Randomness adlı etkileşimli yerleştirmeleri, doğadaki rastlantısallığı bilimsel bir perspektifle ele alıyor. Fizikçi ve tasarımcıdan oluşan bu ilginç ikili, izleyiciyi doğanın matematiksel düzenine ortak ediyor.

    Cod.Act (İsviçre) – André & Michel Décosterd kardeşlerin πTon/2 adlı kinetik heykeli, mekanik bir organizmanın nefes alışını andıran hareketleri ve sesleriyle izleyiciyi büyülüyor. İsviçreli ikilinin bu çalışması, canlı ve makine arasındaki sınırları flu hale getiriyor. (Studyodaki daha büyük versiyonu bu daha Küçük olanı)

    Noor Stenfert Kroese (Hollanda) & Amir Bastan (İran) – FadingColours enstalasyonu, iklim krizinin mercan resifleri üzerindeki etkisini canlı alg kültürleri aracılığıyla görünür kılıyor. Bu güçlü iş, ekolojik duyarlılığı sanatsal ifadeyle buluşturuyor.

    İmelda Kuyumcu & Gözde Betülay Yorulmaz (Türkiye) – Fragmentation adlı iki kanallı video yerleştirmeleri, kentin unutulmuş katmanlarını dijital teknolojilerle yeniden keşfe çıkarıyor. Türkiyeli ikili, bellek ve mekân ilişkisini çağdaş bir dilde yorumluyor.

    Ceren Su Çelik (Türkiye) – Curse of Dimensionality videosu, matematiksel bir kavramı görsel bir şölene dönüştürüyor. Genç sanatçı, veri ve estetik arasındaki ilişkiyi incelikle ele alıyor.

    Emre Meydan (Türkiye/Almanya) – Plotter makineleriyle ürettiği baskı serisiyle ışık ve rengin dinamik ilişkisini araştırıyor. Sanatçının çok katmanlı çalışmaları, geleneksel ve dijital üretim teknikleri arasında köprüler kuruyor.