• “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” sergisi Quick Art Space’te

    Quick Art Space, Nergis Abıyeva’nın küratörlüğündeki dördüncü grup sergisini 31 Aralık tarihine kadar izleyicilerle buluşturuyor. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” başlıklı sergide Çınar Eslek, Şafak Şule Kemancı, Kerem Giriş, Yekateryna Grygorenko, Seda Oturmak, Cansu Sönmez’in sergi için özel olarak üretilmiş ya da mekâna özgü olarak yeniden kurgulanmış farklı türlerdeki yapıtları gösteriliyor.

    “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” sergisi, ismini Bilge Karasu’nun Kısmet Büfesi kitabından ödünç alıyor. Yola çıkış noktası Karasu’nun sözleriyle “gerçek ya da kurmaca resimler” olan Kısmet Büfesi kitabı, yazarın görsel niteliğe yaslanan metinlerini bir araya getirirken, görsel olanla düşünsel olan arasında gidip gelen bir kurgu öneriyor. “Kısmet Büfesinden Dolaşarak” bu öneriden ilhamla, her biri kendi görsel diliyle anlatı kurma, bozma ya da askıya alma yöntemleri geliştiren sanatçıların yapıtlarını içeriyor. 

  • Bireysel acının toplumsal bellekle kesiştiği bir anlatı: “Yanımda Kal” / Büşra Tan

    Eylem Ata’nın Yanımda Kal adlı öykü kitabı, ilk bakışta bağımsız hikâyelerden oluşuyormuş gibi görünse de, ilerledikçe okuru birbirine bağlanan, iç içe geçen ve katmanlaşan bir yapının içine çekiyor. Ata’nın öyküleri tek başına okunabilecek ölçüde güçlü olmalarına rağmen bir bütün halinde düşünüldüğünde küçük bir roman havası taşıyor. Karakterler ve zaman katmanları arasındaki bağlantılar, okuru sürekli yeniden düşünmeye ve parçaları bir araya getirmeye zorluyor.

    Ata’nın öykülerinde bireysel acılar, toplumsal belleğin izleriyle iç içe geçiyor. “Safra” öyküsünde bacağını kaybeden bir kadının psikoterapisi üzerinden kurulan anlatı, bireysel bir trajedinin ötesine taşarak hatırlama, unutma ve toplumsal yaralarla yüzleşmenin ağırlığını yansıtıyor. Kadınların sesleri bu kitapta çoğunlukla evin içinde, kapalı kapılar ardında, sessiz çığlıklar halinde duyuluyor. “Aynalı Dolap” öyküsünde, bir kadının yatağının arasında gizlediği hayatı ve erkek egemen şiddetle sarsılan kimliği, kapalı bir mekânda sıkışıp kalmış varoluşların güçlü bir örneği haline geliyor.

    Kitaptaki kadın karakterler – Ruhiye, Şükran, Neva, Nazlı – âdeta bir koro gibi yan yana geliyor. Her biri kendi hikâyesini taşırken, ötekinin acısını yankılıyor ve böylece tekil değil çoğul bir ses alanı ortaya çıkıyor. Bu koro yalnızca bireysel dramları aktarmıyor; aynı zamanda bu dramların kuşaklar boyunca aktarılan birer yük olduğunu hissettiriyor. Ata’nın öykülerinde coğrafya, yalnızca fon değil; yaşananların ayrılmaz bir parçası. “İki Pencere” öyküsünde cezaevi, faili meçhul kayıplar, dışsal gerçeklik, Şükran’ın kişisel hikâyesiyle birleşerek hem bireysel hem toplumsal bir yaraya dönüşüyor.

    Yanımda Kal’ın bir başka önemli yönü, okuru yeniden okumaya davet eden yapısıdır. Öyküler arasındaki bağlar, ilk okumada sezilse de, tekrar dönüldüğünde yeni anlam katmanları açılır. Ata, doğrudan söylemeden “her şeyi baştan oku” diyen bir anlatıcı tavrı geliştirir. Bu çok katmanlılık, kitabın yalnızca bir defada tüketilecek bir metin olmasının önüne geçer; aksine her defasında yeniden keşfedilecek bir alan sunar.

    Yanımda Kal, bireysel acı, toplumsal hafıza, kadınlık deneyimi ve coğrafyanın ağırlığını aynı anda işleyen bir kitap olarak öne çıkıyor. Eylem Ata, öykülerinde bireysel olanı toplumsal olanla, psikolojik olanı tarihsel olanla iç içe geçiriyor. Ortaya çıkan metin, yalnızca anlatılan hikâyelerden ibaret değil; okuru kendisiyle, toplumsal belleğiyle ve geçmişin bugüne sarkan gölgeleriyle yeniden yüzleştiren bir deneyim.

  • “Yaşanmamış Tarihe Notlar: Habip Aydoğdu ile Belleğin Kıyılarında” sergisi CerModern’de

    Habip Aydoğdu’nun 2000–2025 yılları arasında ürettiği yapıtlarından derlenen “Yaşanmamış Tarihe Notlar: Habip Aydoğdu ile Belleğin Kıyılarında” başlıklı sergi, 14 Aralık’a kadar CerModern’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Küratörlüğünü Mustafa Ağatekin’in üstlendiği sergi, sanatçının 25 yıllık üretimini kronolojik bir akışla sunuyor. Aydoğdu’nun resimlerinde 2000’li yıllardan itibaren giderek belirginleşen yazı ve kelimeler, yalnızca estetik bir öğe değil; belleğe kazınmış bir not, geleceğe gönderilmiş bir işaret olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman renklerin arasında beliren, kimi zaman ise bir haykırış gibi öne çıkan bu sözcükler, kişisel ve toplumsal hafızayla kurulan güçlü diyaloğun görsel tanıkları niteliğinde.

    “Yaşanmamış Tarihe Notlar”, Aydoğdu’nun kendi coğrafyasıyla ve farklı kültürlerle geliştirdiği sanatsal bağları gözler önüne sererken izleyiciye yalnızca geçmişin izini sürme değil, aynı zamanda henüz yazılmamış bir tarihin ipuçlarını keşfetme imkânı sunuyor.

  • “Don Kişot” müzikali prömiyerini yapacak

    Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’u ilk kez aynı sahnede buluşturan Don Quixote (Don Kişot) müzikali, 30 Eylül Salı akşamı Zorlu PSM’de prömiyer yapıyor.

    Cervantes’in ölümsüz eserinden uyarlanan müzikal; usta yönetmen Işıl Kasapoğlu rejisi ve müzik direktörü Volkan Akkoç yönetiminde, Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ile Piu Entertainment ortak yapımı olarak sahneleniyor. İstanbul’daki prömiyerin ardından yapım Ankara’da da seyirciyle buluşacak.

    Don Quixote karakterine kattığı derinlik ve sahnedeki yıllara dayanan deneyimiyle Selçuk Yöntem unutulmaz bir performans sunarken; Zuhal Olcay, Aldonza rolünde tiyatro, sinema ve müzik dünyasındaki birikimini sahneye taşıyarak güçlü bir kadın portresi çizecek. Cengiz Bozkurt ise mizahi üslubu ve oyunculuk gücüyle Sancho Panza’ya hayat verecek.

    İlk kez 1965’te sahnelenen Don Quixote müzikali, Dale Wasserman’ın 1959 tarihli televizyon oyunundan uyarlanmıştı. Broadway’de 2 bin 328 kez sahnelenen yapım, sahnelendiği dönemde büyük yankı uyandırarak “En İyi Müzikal” dahil beş dalda Tony Ödülü kazanmıştı. Edebiyatın ölümsüz karakteri Don Kişot’un hayal gücü ve cesaretinden beslenen bu klasik eser, dünya tiyatro tarihinde unutulmaz bir yapıt olarak kabul ediliyor.

  • Güneş Keki Pastanesi, Emre Utaş çevirisiyle Türkçede

    Kuang Feng’in gençliğin bunalımlarına ve modern hayatın yarattığı boşluklara odaklanan romanı Güneş Keki Pastanesi, Emre Utaş’ın çevirisiyle Amorf Kitap tarafından yayımlandı. Yazarın ilk romanı olan The Suncake Pastry Shop, kültürel kimlik, gelenek ve aidiyet üzerine dokunaklı bir hikâye sunarak farklı coğrafyalarda ilgi görmüş ve birçok dile çevrilmişti. Güneş Keki, Japonya ile Tayvan arasında sıkışıp kalan bir gencin, gelenekle yenilik, kalp kırıklığıyla yeni bir aşk umudu arasında yönünü bulma çabasını; bir pastane mutfağından yükselen büyüleyici kokular eşliğinde anlatıyor.