• “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar”: Hafızanın romanı / Ali Gence

    Polat Özlüoğlu’nun Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar başlıklı ilk romanı, hatırlamanın ve unutmanın birbirine karıştığı, kişisel hafızayla toplumsal belleğin iç içe geçtiği bir hikâye anlatır. Romanın merkezinde, 12 Eylül’ün karanlık gölgesinde yaşamış bir kadın olan Meşhur Kara vardır. Onun hikâyesi, sadece bireysel bir acının değil, bir toplumun susturulmuş geçmişinin de izlerini taşır. Özlüoğlu, Meşhur’un sessizliğinde ve kırılmış anılarında, Türkiye’nin belleğinde bastırılmış, konuşulmamış travmaları görünür kılar.

    Roman boyunca hatırlamak ve unutmak birbirini sürekli takip eder. Unutmak bazen bir savunma, bazen de hayatta kalmanın tek yoludur. Fakat Özlüoğlu’nun dünyasında hiçbir şey bütünüyle unutulmaz; acı, bedende yaşamaya devam eder. Bu düşünce, romanın temel eksenini oluşturur. Meşhur’un geçmişi, belleğin değil, bedenin derinlerinde taşınır. Bu nedenle roman, hatırlamanın zihinsel değil, bedensel bir eylem olduğunu anlatır.

    Polat Özlüoğlu, hafızayı yalnızca bir geçmişe dönüş aracı olarak değil, bugünü anlamlandıran bir güç olarak ele alır. Meşhur’un yaşamı boyunca karşılaştığı sessizlikler, toplumsal unutmanın birey üzerindeki ağırlığını gösterir. Unutma, burada bir suç ortaklığına dönüşür; hatırlamak ise hem acı verici hem de onarıcı bir direniştir.

    Romanın dili de bu hafıza temasını destekler. Kısa, kesik cümleler; hatırlamanın parçalı yapısını, zihnin anıları nasıl kırık dökük biçimde çağırdığını yansıtır. Zaman çizgisi doğrusal değildir; geçmiş ve şimdi birbirine karışır, tıpkı belleğin akışsız doğası gibi. Özlüoğlu, anlatı yapısını hafızanın mantığıyla kurar: düzensiz, dağınık ama derin.

    Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, travmanın nasıl unutulmadığını, yalnızca biçim değiştirdiğini anlatır. Meşhur’un suskunluğu, aslında bir hafıza biçimidir; sessizliğin içinde taşıdığı şey, unutuş değil, hatırlamanın ağırlığıdır. Roman, bu yönüyle yalnızca bir dönemi değil, belleğin insanı nasıl biçimlendirdiğini de anlatır. Özlüoğlu, geçmişle yüzleşmenin hem bireysel hem toplumsal bir görev olduğunu hatırlatır.

    Nihayetinde Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar bize şunu yeniden hatırlatır ve bu yönüyle kendisine özgün bir yer edinir: Unutmak, hiçbir şeyi silmez. Kalbin durduğu o anlarda bile, hatırlama sürer. Hafıza, insanın hem laneti hem de yeniden doğma imkânıdır.

  • İlker Hepkan’dan yeni şiir kitabı: Sizi Kaçırıyorum

    İlker Hepkan, şiirin temel öğeleri dize ve imgeyi sorguladığı ikinci kitabı Sizi Kaçırıyorum ile okurlarıyla yeniden buluştu. Hepkan’ın okurlarını aşık olmaya teşvik ettiği ilk kitabı Beyefendiler gibi bu kitabı da şiir dünyasının en önemli ağırlık merkezlerinden 160. Kilometre Yayınevi etiketiyle yayımlandı.

    1985 yılında İzmir’de doğan şair İlker Hepkan’ın ikinci şiir kitabı Sizi Kaçırıyorum ile okuyucusunu şiirlerin içindeki birden çok anlamı bulmaya davet ediyor. Şiirlerinde dizenin ve imgenin yapısal esnekliğini kullanarak birden çok anlam yaratan Hepkan, hem okuru kelime ve duyguyla sembolik olarak alı koymayı, hem de okurla aynı zaman ve mekanda var olamamayı işaret ediyor. Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan, edebiyat ve yayıncılık hayatına New York ve İstanbul’da devam eden Hepkan, “Sizi Kaçırıyorum”daki şiirleri 2002-2022 yılları arasında yaşadığı İzmir, Augusta, İstanbul, Paris, Tucson ve New York’ta kaleme aldı. Bu şehirlerde deneyimlediği anlam farklılıklarını dizelerine katan şair okurlarına her şiirde birden çok anlam vadediyor.

  • Jacques Rancière’in “Estetik Bilinçdışı” kitabı yayımlandı

    Jacques Rancière’in Estetik Bilinçdışı adlı kitabı Telemak Kitap tarafından Selim Karlıtekin çevirisiyle yayımlandı.

    Rancière’in 2001 tarihli metni Estetik Bilinçdışı modernite tecrübesini kateden, klasik “temsil” düzenini alaşağı eden estetik devrimin psikanalizin edebiyatla karşılaşmasını ele alır. Bunu yaparken psikanalizin bilinçdışını “icadını” tartışmaya açar ve bizzatihi psikanalizi önceleyen, edebiyatta dile gelmiş estetik bilinçdışı fikrinin bir arkeolojisine girişir. Estetik sanat rejimi, temsilin hiyerarşileri ve olay örgüsünden bir kopuşu örgütler, kalbinde gündelik hayat vardır ve modern bilinçdışı düşüncesine yaslanır. Bu devrim Rancière’in “karşıtların özdeşliği” dediği şeyde temellenir: bilinen ve bilinmeyen, etken ve edilgen, logos ve pathos denkleşir. Yaşama yaşamın anlamsızlığının eşlik eder olması, bunun farkındalığı moderni açan jesttir.

  • SANATORIUM’dan yeni sergi: “Şeylerin Fısıltısı”

    SANATORIUM, küratörlüğünü Uras Kızıl’ın üstlendiği “Şeylerin Fısıltısı” başlıklı sergiyi 10 Ekim–22 Kasım tarihleri arasında izleyiciyle buluşturuyor.

    Sergi, Selim Birsel, Sinem Dişli, Sibel Horada, Emre Hüner, Ege Kanar, Çağla Köseoğulları, Ali Miharbi ve Yağız Özgen’in sergiye özel ürettikleri ya da yeniden kurguladıkları çalışmalar üzerinden manzara kavramını merkezine alıyor. Araştırma temelli süreçlerden beslenen bu üretimler, manzarayı yalnızca görsel ya da pitoresk bir alan olarak değil; kavramsal, politik, toplumsal ve ekolojik bağlamlarda tartışmaya açıyor.

    Romantizm döneminden itibaren toplumsal, politik ve ekonomik ilişkileri görünür kılma gücü taşıyan manzara, günümüzde posthuman (insan sonrası) yaklaşımların etkisiyle bakışını insan-olmayan ötekilere doğru çeviriyor. Sergi de bu bağlamda insan dışındaki varlıkların hikâyelerine kulak veriyor, imgenin güncel anlamlarını yeniden tanımlıyor ve izleyiciye farklı anlatıların kapısını aralıyor.

    “Şeylerin Fısıltısı”, bir hikâye anlatıcısı konumuna yerleşiyor. Gerçek ile kurmaca, deneysel ile spekülatif, mutlak ile göreli arasındaki gerilimden hareketle yeni anlatı biçimleri yaratıyor; imgenin süreçsel ve çoğul bilgi üretimine alan açıyor. İnsan etkinliklerinin sınırlarını aşarak, insan olmayan öznelerin konumlarını manzara ölçeğinde yeniden düşünmeye davet ediyor.

    Sergi, sezgisel ve duygusal rezonanslar üretirken ses, renk, kimyasal tepkimeler ve poliüretan köpük, epoksi, silikon, cam, kauçuk gibi farklı malzemelerin katılımıyla bedenlenmiş manzara örüntüleri kuruyor. Galeri mekânı da bu yaklaşımın bir parçası hâline geliyor; ofis bölümü, depo işlevli alt kat ve spiral merdivenlerle bağlantılı tüm alan sergiye dâhil edilerek yeniden biçimlendiriliyor.

  • Esra Dermancıoğlu’ndan yeni oyun: “İyi Değilim Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim”

    Esra Dermancıoğlu’nun hem yazıp yönettiği hem de başrolünü Deniz Karaoğlu’yla paylaştığı yeni oyunu “İyi Değilim, Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim” 30 Ekim’de ilk kez sahneye çıkıyor.

    Satsuma yapımcılığında sahneye taşınan eser, dram ile kara komediyi bir araya getiriyor. Arzu, utanç, dijital çağın tüketim alışkanlıkları ve ebeveynlerden devralınan mirasın gölgesinde şekillenen bir aşk hikâyesini anlatan oyun; projeksiyon, ses tasarımı ve sahne metaforlarıyla zenginleşiyor. Seyirciyi bir kadının kendi bedeni ve geçmişiyle giriştiği hesaplaşmanın ortasına davet eden yapımın merkezinde Dermancıoğlu’nun kaleme aldığı manifesto bulunuyor: “Beden ilk pazardır. İlk meta, ilk vitrin… Ama bir gün dokunmamak devrim olacak. Bir gün beden geri alınacak. Ve o gün geldiğinde, hiç kimse, hiç kimsenin vitrini olmayacak.”

    “İyi Değilim, Ama Anlatacak Kadar da Kötü Değilim”in prömiyeri 30 Ekim’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde yapılacak. Gösterimin biletleri Biletix, Biletinial ve Passo üzerinden temin edilebiliyor.

    Künye

    Yazar&Yönetmen: Esra Dermancıoğlu
    Oyuncular: Esra Dermancıoğlu, Deniz Karaoğlu
    Yardımcı Yönetmen: Özden Selim Karadana
    Reji Asistanı: Gülse Baştuğ
    Backstage: Ayşegül Karacan
    Afiş Tasarım: Berkcan Okar
    Afiş Fotoğrafı: Muhsin Akgün
    İllüstratör: Gökçe Erverdi
    Animasyon: İbrahim Özdağ
    Ses Tasarımcısı: Ozan Yılmaz
    Müzik: Jamal Aliyev
    Işık&Sahne Tasarımı: Cem Yılmazer
    Yapım Asistanı: Sezin Mutlu
    Yapımcılar: Timur Savcı, Burak Sağyaşar, Alara Hamamcıoğlu Bayraktar
    Yapım Şirketi: Satsuma