• Oscar Ödüllü Glen Hansard İlk Kez Türkiye’de

    Oscar ödüllü müzisyen Glen Hansard, Piu Entertainment organizasyonuyla 11 Kasım’da İstanbul Zorlu PSM’de, 13 Kasım’da ise Ankara MEB Şura Salonu’nda müzikseverlerle buluşuyor.

    1980’lerin başında Dublin sokaklarında müzik yaparak kariyerine adım atan Hansard, 1990’da kurduğu The Frames grubuyla kısa sürede İrlanda müzik sahnesinin önde gelen isimlerinden biri hâline geldi. Grubun Fitzcarraldo (1996) ve Burn the Maps (2004) albümleriyle elde ettiği başarı, Hansard’a ulusal çapta geniş bir dinleyici kitlesi kazandırdı. The Frames, ilerleyen yıllarda Bob Dylan gibi efsane sanatçılarla aynı sahneyi paylaşarak uluslararası müzik arenasında da adını duyurdu.

    Hansard, 2006’da başrolünü üstlendiği Once filmiyle dünya çapında büyük bir çıkış yakaladı. Filmin unutulmaz şarkısı “Falling Slowly” ile En İyi Orijinal Şarkı dalında Oscar Ödülü kazanan sanatçı, müzikalin Broadway uyarlaması Once The Musical’ın da 8 Tony Ödülü kazanmasıyla adını müzik tarihine altın harflerle yazdırdı.

    Solo kariyerinde ise Rhythm and Repose (2012), Grammy adayı Didn’t He Ramble (2015) ve This Wild Willing (2019) gibi albümlerle başarısını sürdürdü. Hansard, bugüne dek Carnegie Hall, Sydney Opera House gibi dünyanın en prestijli sahnelerinde konserler verdi; Newport Folk, Montreux Jazz ve Lollapalooza gibi önemli festivallerdeki etkileyici performanslarıyla müzik dünyasında kendine özgü yerini sağlamlaştırdı.

  • “Maskeliler” 21 Kasım’da Baba Sahne’de

    İsrail-Filistin çatışmasının acımasız atmosferinde, üç kardeşin yüzleşmesini konu alan, Ilan Hatsor imzalı Maskeliler oyunu, Mert Kırlak yönetmenliğinde 21 Kasım’da Baba Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.

    Sermet Yeşil, Devrim Özder Akın ve Taha Tegin Özdemir’in oyuncu kadrosunda yer aldığı Maskeliler; ihanet, bağlılık, vicdan ve insanın kendini aklama çabası üzerine çarpıcı bir sorgulama sunuyor. Mert Kırlak’ın rejisini üstlendiği Maskeliler, seyircisini gerilim dolu bir atmosferde insanlığın en temel çatışmalarıyla yüzleşmeye davet ediyor. Oyun savaşın bir aile içine nüfuz ettiğinde yaşananları aktarırken, güncelliğini de koruyor.

  • “Sonsuzluk Daha Kısadır: Rafael Doníz ve Pedro Valtierra’nın Gözünden Meksika” sergisi Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde

    Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, Türkiye Meksika Büyükelçiliği iş birliğiyle düzenlenen ve Héctor Orozco küratörlüğünü üstlendiği “Sonsuzluk Daha Kısadır: Rafael Doníz ve Pedro Valtierra’nın Gözünden Meksika” sergisi, 11 Ocak 2026 tarihine kadar sanatseverlerle buluşuyor.

    Sergi, 20. yüzyılın önde gelen iki Meksikalı fotoğrafçısı Rafael Doníz ve Pedro Valtierra’nın eserlerinden oluşan özel bir seçkiyi bir araya getiriyor. Doníz ve Valtierra’nın fotoğrafları, izleyiciyi Meksika’nın farklı coğrafyalarına, kültürel çeşitliliğine ve tarihindeki dönüm noktalarına doğru görsel bir yolculuğa çıkarıyor. Her iki sanatçı da toplumsal, politik ve insani katmanları özgün bir estetik anlayışla yansıtarak, Meksika’nın ruhuna dair güçlü ve samimi bir bakış sunuyor.

    Zaman ve mekân açısından farklı yollar izleseler de Doníz ve Valtierra, eserlerinde aynı derinliği paylaşarak Meksika’nın kimliğini iki ayrı tonla görünür kılıyorlar. Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde izleyiciyle buluşan sergi, Meksika fotoğrafçılığının zenginliğini ve çeşitliliğini Türkiye’de bu kapsamda ilk kez sunarak, iki ülke arasında kültürel bir köprü kurmayı amaçlıyor.

  • Renée Levi’nin “Lékélée” sergisi Öktem Aykut’ta

    Renée Levi’nin Lékélée sergisi 6 Kasım – 13 Aralık 2025 tarihlerinde Öktem Aykut’ta gerçekleşecek.

    “2025 yılının sonunda ortaya çıkan Lékélée serisi, 2024 tarihli Lésédy’nin (2024) devamı niteliğinde ve birbirine bağlı, gelişen seriler halinde ilerleyen çalışma sürecimin bir uzantısını teşkil eder. Lésédy yavaş, bilinçli ve özenle kurgulanmış bir resimsel gelişim sürecinin ürünüydü; Lékélée ise belirgin bir dönüm noktasını temsil eder -çalışmanın üzerinden tam anlamıyla bir özgürleşme fırtınası geçti. İrili ufaklı bütün eserler bir manzara gibi yere serildi ve tek bir yoğun akış içinde boyandı. Bu süreçte yeni katmanlar ve değişken mekânsal ilişkiler belirdi; bir anlamda fırtınanın ‘öncesi’ ve ‘ötesi’ görünür hâle geldi. Güçlü renkler, bu fırtınanın enerjisini taşır; ona hem bir ses hem de bir aciliyet hissi kazandırır.”

    Lékélée, Renée Levi’nin Öktem Aykut ile gerçekleştirdiği üçüncü sergisi. Son bir yıl içerisinde Paris’te yer alan Palais de Tokyo’da ve Kunstmuseum Basel’da mekana özgü seriler geliştirerek sergiler açan sanatçı, Lékélée serisini de Öktem Aykut’un galeri mekanına mahsus şekilde, resim izleme edimini önceliklendiren bir tercihle gerçekleştirdi.

  • “As We Used to Spell | Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi” sergisi Barın Han’da

    Aslı Serbest ve Mona Mahall’ın “As We Used to Spell | Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi” başlıklı sergisi 6 Kasım 2025 – 11 Ocak 2026 tarihleri arasında 18. İstanbul Bienali paralel etkinlikleri kapsamında Barın Han’da sanatseverlerle buluşacak.

    “Kelimeler hızla çoğalıp uzaklara taşarken, kamusal ve kişisel alanlara yayılırken, o anda yeniden eyleme geçme güçlerini kazanıyorlar — büyü gibi. Sözcüklerin, promptların ve protestoların hayatlarımız üzerindeki etkileyici güçleri, bu sergi ve araştırma projesinin merkezinde yer alıyor. Proje, bedensel (embodied) ve mekânsal biçimler aracılığıyla ortaya çıkan ve geçmişten kalan heceleme/büyü (spell) pratiklerinin nasıl etkili olduklarını araştırıyor.

    Sergi, Çemberlitaş’taki modernist bir yapı olan Barın Han’da gerçekleşiyor. Bina, tarihî Bauhaus ve Leipzig Görsel Sanatlar Akademisi ile bağlantıları bulunan, önemli Türk sanatçı ve hattat Emin Barın’ın matbaa ve cilt atölyesine ev sahipliği yapmıştır. Bu bağlamda ‘Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi’, modernist ‘hakikatler’ üzerine eleştirel bir düşünme biçimi sunuyor — düşünme, konuşma ve inşa etme biçimlerimizi hâlâ şekillendiren, tekno-rasyonalizmin bu hecelemelerini/büyülerini sorguluyor. Sylvia Wynter’in ‘truths-for’ (hakikat-için) kavramından yola çıkan sergi, hakikatlerin bedensel ve makineler aracılığıyla yeniden üretim ve tekrar süreçlerinde mekânsallaşma biçimlerini inceliyor. Bu döngüler, ataerkil-kapitalist bir çıkarım mantığını sürdürürken aynı zamanda pragmatik, şiirsel ya da parodik dönüşümleri de tetikliyor.

    ​
    Farklı iş birlikleri aracılığıyla ‘Eskiden Hecelediğimiz / Büyülediğimiz Gibi’, tahakküm sistemlerini sorgulayan; gündelik bilgi, cömertlik ve mizahı çağıran dönüştürücü ‘yazım’ pratiklerini araştırıyor. Bu uzun vadeli, araştırma temelli projenin ilk aşamasını Aslı Serbest ve Mona Mahall, Emma Waltraud Howes ile birlikte başlatılmıştı.”