• “Angst” 19 Aralık’ta BOA Sahne’de

    Absürt estetikten beslenen bir çağdaş performans Angst, 19 Aralık’ta BOA Sahne’de izleyicilerle buluşacak.

    “Biçimsel olarak Commedia dell’Arte ve çizgi film estetiğinden etkilenen oyunda, çok uzak bir diyarda ve kocaman bir hiçliğin ortasında yaşayan canlılar ‘farklı olan’ın gelmesiyle kaygıyı hatırlarlar. Bu kaygının geçmesi için ‘farklı olan’ın aynılaşması yani yüklerinden kurtulması/unutması gerekir. Bu nedenle ameliyata alınır.

    Oyun boyunca alışıldık anlamlarından arındırılmış nesneler, yeniden kurgulanmış bir dil ve beden hareketleri kullanılır. Bu evrende ne beden tanıdıktır ne dil ne zaman ne de mekân; her şey başka bir gerçekliğin yasalarına göre biçimlenmiştir. Ameliyat sahnesi, baskı, dönüşüm ve uyum sağlama pratiklerinin grotesk bir aynasına dönüşür.

    Başka bir dünyada geçiyor gibi görünse de Angst, yaşadığımız dünyanın görünmez normlarını, dayatmalarını ve ‘aynılaşma’ mekanizmalarını görünür kılar.”

    19 Aralık’ta BOA Sahne’de izleyicilerle buluşmaya hazırlanan Angst oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

  • Chi Art Gallery’den yeni sergi: “Cracks of Innocence”

    Cem Öztürk, Elifko, Meltem Sarıkaya ve Kübra Su Yıldırım’ın eserlerinden oluşan Güneş Salı’nın küratörlüğünü yaptığı “Cracks of Innocence” başlıklı karma sergi 19 Aralık 2025-31 Ocak 2026 tarihleri arasında Chi Art Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.

  • Tiyatro Dokuz’un “Arşimet Prensibi” oyunu sahnede

    Josep Maria Miró’nun kaleme aldığı, Ersin Umulu’nun yönettiği Tiyatro Dokuz yapımı Arşimet Prensibi, 28 Aralık’ta DasDas’ta, 13 Ocak’ta Fişekhane’de ve 24 Ocak’ta Alan Kadıköy’de tiyatroseverlerle buluşuyor.

    İspanyol oyun yazarı Josep Maria Miró’nun uluslararası alanda geniş yankı uyandıran eseri Arşimet Prensibinde Özge Özder, Erdem Kaynarca, Alp Özbayram ve Ersin Umulu sahne alıyor. Oyun, modern toplumda güvenin nasıl kırılganlaştığını; suçlama, kanaat ve gerçeklik algısının nasıl hızla yer değiştirdiğini çarpıcı bir dramatik yapı içinde ele alıyor. Hikâye, bir yüzme öğretmeni olan Jordi’nin çocuklardan birine “fazla şefkatli” davrandığı yönündeki bir söylemin, küçük bir kız çocuğunun ailesi tarafından dile getirilmesiyle başlıyor.

    Herhangi bir görsel kanıt ya da somut tanıklık olmaksızın ortaya atılan bu şüphe, yorumlar ve varsayımlar aracılığıyla özellikle sosyal medya üzerinden hızla yayılıyor. Tanık yok, kesinlik yok; buna rağmen herkesin güçlü bir fikri var. Süreç ilerledikçe, yalnızca suçlanan kişi değil, şüphenin kendisi de sorgulanır hâle geliyor.

    Çevirisi İrem Aydın’a, dramaturjisi Hatice Yurtduru’ya, sahne tasarımı Hakan Dündar’a, müzikleri Barış Manisa’ya ait olan oyunun uygulayıcı yapımcılığını Cansu Sıtacı, yapımcılığını ise Özkan Binol üstleniyor. Arşimet Prensibi, 25 Kasım’da Baba Sahne’deki prömiyerinin ardından farklı sahnelerde izleyiciyle buluşmayı sürdürüyor.

  • Cem Akaş’tan yeni roman: “Sözcüklerin Anlamı”

    Cem Akaş’ın, “Dünya delirmişken; hayat ile akış aynı anda kontrolden çıkmışken iki kişi bir aşkı ayakta tutabilir mi?” sorusunu merkezine alan yeni romanı Sözcüklerin Anlamı, Can Yayınları tarafından yayımlandı. Akaş, bu romanda dikkat dağınıklığını bir anlatı stratejisine dönüştürerek çağın hızına ve parçalanmış algısına içeriden bir karşılık veriyor.

    Tüm dünyayı sarsan üç günlük genel elektrik kesintisinin hemen ardından, sıcak bir yaz gününde yolları kesişen Demir ve Duru, gündelik hayatın sakin ritmi içinde birbirlerine yaklaşır. İstanbul’un mütevazı bir mahallesinde başlayan bu ilişki, dışarıda giderek yoğunlaşan politik, teknolojik ve toplumsal gerilimlere rağmen kendi iç düzenini kurmaya çalışır. Ne var ki ülkede ve dünyada olup bitenler durmaksızın akmakta; sosyal medya “akış”ları ve yapay zekâ, bireysel yaşamların sınırlarına her geçen gün daha fazla sızmaktadır.

    Demir ve Duru, bu gürültüye karşı kendilerine özgü bir dil inşa ederek aşklarını korumaya çabalar. Sözcükler, onlar için yalnızca iletişimin değil, aynı zamanda bir sığınma ve direnme alanının da aracına dönüşür. Ancak bu kapalı dil, dış dünyadan yalıtılmış bir alan yaratırken beraberinde kaçınılmaz bedelleri de getirir. Sözcüklerin Anlamı, aşkı, dilin imkânları ve çağın dağınık bilinci arasında sınayan, güncel olduğu kadar kırılgan bir ilişki anlatısı olarak öne çıkar.

  • Tony Cragg “Heykel” sergisiyle Dirimart’ta

    Dirimart, heykel sanatının çağdaş temsilcilerinden Tony Cragg’in galerideki ilk kişisel sergisi olan Heykel başlıklı seçkiyi, 15 Aralık 2025 – 18 Ocak 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşturuyor.

    Sergi, Cragg’in bronz, ahşap, alüminyum ve çelik gibi farklı malzemelerle ürettiği çok katmanlı ve çok biçimli heykellerini bir araya getirerek sanatçının son dönem üretimlerine odaklanıyor; aynı zamanda bu serilerle eşzamanlı olarak geliştirdiği yeni yapıtlarından oluşan bir seçkiyi de sunuyor. Giderek artan bir soyutlama düzeyine sahip bu heykel formları, izleyiciyi heykelin hem organik çağrışımlarla örülü hem de bilinçli bir kurguyla inşa edilmiş sınırlarını araştırmaya davet ediyor. Sanatçının endüstriyel malzemeler üzerine yıllara yayılan araştırmalarının sürekliliğini görünür kılan bu yapılar, geçmiş ve güncel üretimleri arasında kurulan ilişkiler aracılığıyla Cragg’in özgün heykel dilini belirginleştiriyor. Küçük ölçekli işler ile anıtsal nitelikteki heykelleri aynı bağlamda buluşturan sergi, galeri iç mekânından bahçeye uzanan yerleşimiyle izleyiciye çok katmanlı mekânsal ve algısal deneyimler sunuyor.

    Cragg’in sanatsal pratiği, doğa ile insan yapımı çevre arasındaki etkileşimi deney, icat ve hayal gücü ekseninde ele alıyor. Mermer, cam, kumtaşı, fiberglas, ahşap ve çelik gibi geniş bir malzeme yelpazesiyle çalışan sanatçı, erken döneminde endüstriyel ve gündelik nesneleri yan yana getirdiği düzenlemelerini zamanla ince katmanlar hâlinde biçimlenen, akışkan ve organik formlara dönüştürüyor. Doğadan ödünç alınmış ancak insan eliyle dönüştürülmüş malzemelerle üretilen bu heykeller, izleyiciyi çevresini algılama biçimini yeniden düşünmeye çağırırken, bilgi ve deneyimin çok katmanlı yapısını taşıyan şiirsel metaforlara dönüşüyor.

    Sergide yer alan bronz, ahşap, korten çelik ve taş heykeller, insan ile çevresi arasındaki ilişkiyi görünür kılarak doğa ile yapay dünya arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açıyor. 2011–2025 yılları arasında üretilmiş bu yapıtlar, ölçek, hacim ve denge kavramlarını malzemenin fiziksel ve duyusal özelliklerinden hareketle yeniden tanımlıyor. Cragg’in heykelleri, sahip oldukları maddi ağırlığa rağmen güçlü bir hareket ve süreklilik hissi uyandırarak, durağanlık ile akış arasındaki gerilimi heykelsi bir dile dönüştürüyor.