• Ortahisar Yazar Buluşmaları, 23-26 Ekim’de Trabzon’da

    Ortahisar Belediyesi tarafından düzenlenen “Ortahisar Yazar Buluşmaları”, 23-26 Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Dört gün sürecek etkinlikte 68 yazar ve şair, söyleşi, dinleti ve imza günleriyle okurlarla buluşacak. Belediye Başkanı Ahmet Kaya, “Birbirinden değerli 68 yazar ve şairimizi, 4 gün boyunca Trabzon’umuzda ağırlamanın mutluluğunu yaşayacağız” dedi.

    Ortahisar Belediyesi tarafından 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında düzenlenen ve geçen yıl ilki yapılan “Ortahisar Yazar Buluşmaları”nın ikincisi, bu yıl 23-26 Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Geçen yıl Hasan İzzettin Dinamo anısına düzenlenen Ortahisar Yazar Buluşmaları, bu yıl Türk öykücülüğünün usta kalemi, yazar ve çevirmen Tomris Uyar anısına düzenlenecek. Etkinlik kapsamında birbirinden değerli 68 yazar ve şair, söyleşi, dinleti ve imza günleriyle dinleyici ve okurlarla buluşacak. Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın öncülüğünde oluşturulan Düzenleme Komitesi, Melih Yıldız, Serkan Türk, Olgun Önder ve Erdal Eksert’ten oluşuyor.

    Sunuculuğunu şair-yazar İsmail Biçer’in yapacağı etkinliğin açılış konuşmalarını CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Prof. Dr. Emre Kongar, Haydar Ergülen ve Prof. Dr. Can Kakışım yapacak.

    Ortahisar Yazar Buluşmaları’nda 68 yazar, şair ve edebiyatçı, söyleşi, dinleti ve imza günleri kapsamında dinleyici ve okurlarla buluşacak. Trabzon’a âdeta bir kültür şöleni yaşatacak olan etkinliğe bu yıl; Müge İplikçi, Işıl Madak, Hakan Sarıpolat, Abdullah Ezik, Fuat Sevimay, Hülya Soyşekerci, İbrahim Dizman, İlyas Tunç, Güven Baykan, Bahtiyar Gül, Ayşe Keskin, Mutlu Özçelik, Sezgin Kaymaz, Ömer F. Oyal, Hayati Baki, Kenan Sarıalioğlu, Kamil Erdem, Nihan Eren, Serkan Türk, Yavuz Oğhan, Cengiz Özkarabekir, Veysel Usta, Atilla Alp Bölükbaşı, Melih Yıldız, İnci Aral, Banu Avar, Ömer Turan, Ercan Yılmaz, Arzu Alkan Ateş, Gülten Dayıoğlu, Şebnem İşigüzel, Tayfun Pirselimoğlu, Melih Günaydın, Fahri Gümüştekin, Süleyman Hacıbektaşoğlu, Namık Somel, Mehmet Kuvvet, Dilek Bilge, Gamze Güller, Neslihan Önderoğlu, Fatih Gezer, Ayşe Övür, Orhan Bahtiyar, Nilay Özer, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Feyza Hepçilingirler, Mertcan Karacan ve Salim Nizam’dan oluşan dev bir kadro katılacak.

    Yazar Buluşmalarında yapılacak programların moderatörlüğünü ise Abdullah Ezik, Melih Yıldız, Serkan Türk, Yakup Karbuz, Mertcan Karacan, Gamze Güller, Yasemin Uzun, Büşra Tan ve Dr. Aslı Pınar Zorba Yıldız yapacak.

    Etkinlikte ayrıca Zekeriya Saka, Elif Saylam, Sabri Dilber, Ali Kemal Mutlu, Gülen Deniz, İsmail Fandaklı, Murat Ergin, Filiz Kalkışım Çolak, Fatma Babuşçu, Sema Zen, Haydar Çoruhlu, Bahriye Kefelioğlu Bektaş, Hüseyin Çevik ve Selin Bak, düzenleyecekleri imza günlerinde, okurlarıyla bir araya gelerek kitaplarını imzalayacaklar.

  • Yusuf Taktak ile “Başka Zaman – Başka Mekân” sergisi üzerine / Abdullah Ezik

    Abdullah Ezik, Yusuf Taktak ile geçtiğimiz günlerde Briefly Art Galeri’de izleyicilerle buluşan yeni kişisel sergisi “Başka Zaman – Başka Mekân” üzerine konuştu.

    Yeni kişisel serginiz “Başka Zaman – Başka Mekân”da gerek tuval resimleriniz gerekse yakın dönemde ürettiğiniz karışık teknik işleriniz yer alıyor. Oldukça uzun bir geçmişe yayılan, zaman içerisinde farklı yönlerden beslenerek gelişen bir sanat anlayışınızın olduğundan söz edilebilir. Öncelikle bugünden geçmişe baktığınızda kendi sanat yolculuğunuzun nasıl evrildiğini düşünüyorsunuz?

    Başından beri, 2-3 yıl aralıklarla sergi açmayı yeğliyorum. Eğer sergi açmak “söz söylemek” ise, ülkemiz koşullarında sergiler arasındaki bu süre, en azı olmalı.

    Sergilerle ilgili zincirleme, birbirini tamamlayan, destekleyen ve yeni biçimlerin yaratılmasından söz etmekteyim. Kendi içinde evrilme de; kuşkusuz atölye, deneysel çalışmalar, kendi kendime hesaplaşmalar, Türk ve dünya sanatını gözden geçirmeyle yol almak mümkündür.

    İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde geçen yıllarla beraber önce Adnan Çoker, ardından Prof. Mario Deliugiu Atölyesi’nin sizin üzerinizde özel bir etkisinin/değerinin/yerinin olduğu söylenebilir. Bütün bir sanat yaşamınızın şekillenmesinde akademi ve söz konusu atölyeler sizi nasıl etkiledi, şekillendirdi?

    Geçen bunca uzun zamana baktığımda; biçimler, edindiğim imge ve simgeler çeşitlilik kazansa da “ruh” yapımın akademi öğrencilik yıllarında ortaya çıkardığım işlerimle benzerlik taşıdığını görmekteyim.

    Çoğunlukla Çoker Hocamın bilgi ve öngörüşlü yaklaşımı beni beslemiştir. Hocanın kendi yaptığı resimlerinden uzakta ama çağdaş bir yaklaşımla onunla ve kişiliğimle özdeş, farklı bir sanat bakışını yeğledim. Atölye çalışmalarında beni özgür bırakmasını, öteki atölye hocalarının eğitim anlayışını gördükçe, bu sanatsal değeri daha çok fark ettim.

    Serginin başlığında yer alan “zaman” ve “mekân” vurgusu üzerine ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Akademiden bugünlere ulaşan çizginizde şüphesiz “başka zamanlar” ve “başka mekânlar” söz konusu olmuştur, oluyor da. Peki başlıkta yer alan bu “başka” zaman(lar)/mekân(lar) vurgusunu nasıl açmak gerekir?

    Sergi başlığını hem düz anlamıyla kullandım hem de uzun bir süredir “zaman” ve “mekân” kavramlarını irdelemekteydim, onların yan yana gelişleriyle farklı bir heyecan içine girdim, öyle tercih ettim. Kullandığım, ele aldığım biçimleri zaman kavramıyla açıklamak, 2 boyutlu işlerimde yanılsama da olsa mekânla bağlar kurmak, âdeta doğan çocuğa sonradan isim verme benzeri, sergi başlığım olarak ortaya çıktı, bu da bana kalırsa kaçınılmazdı. Resimsel elamanlarım olan çadır, dikey üçgen, dikilitaş, bisiklet, yapısal ev, kutular vs. tam da sözünü ettiğim bu “zaman” ve “mekânı” kavramsal açıdan göstermektedirler.

    Sizin işlerinizde sıkça “bisiklet” motifine/unsuruna rastlıyoruz ki yer yer bunu bir alamet-i farika, bir imza olarak yorumlamak da mümkün. İşin atmosferi ne olursa olsun bir köşede duran bir bisiklet, bir ânda başka bir atmosferi beraberinde getirebiliyor. Bir imge ve alamet-i farika olarak işlerinizdeki “bisiklet”lere nasıl yaklaşmak gerekir?

    Bisiklet çocukluğumun aşkıydı. İlk gençlik yıllarında akademi öğrencisiyken, motosiklet sevgisi işlerime de yansıdı. Sonraki yıllarda çevre bilinciyle motoru devreden çıkardım ve bisikletimle karşılaştım. Sıradan, laf olsun diye bir biçim değildi. Giderek benim mührüm olacağını biliyordum. En önemli özelliğiyse insan hayatına benzemesi; geri vitesi yok, hep gidersin, enerjin bittiğinde düşer, yani ölürsün… İşte burada “zaman” kavramı ve metaforu da devreye girer. Bir başka yanı işlerimdeki görünmez devinimin de yüklenicisidir.

    Sergide yer alan işlerinizin sık sık gerçek ile yanılsamayı iç içe geçiriyorsunuz. Bu elbette sanatın merkezinde yer alan fikirlerden/meselelerden birisi olarak da değerlendirilebilir. Peki sizin için gerçek ile yanılsama hangi noktada iç içe geçer ve bu mesele işlerinize yansırken nasıl bir düşünce silsilesi ile biçimlenir? İşlerinizdeki birleşmeler, asamblaj ve olguları nasıl düşünmek gerekir?

    Sanatçılar yanılsamanın peşindedirler. Rönesanstan bu yana savaşımları perspektif olgusu ile ilgilidir. 20. yüzyıl başında perspektifi bir yana atan kübizm ve kolajlarla birlikte yaratıcıların gözbebeği olan yanılsama, iki boyuta evrilmiş gibi görünse de kolaj, asamblaj ve enstelasyon yöntemiyle, tersine perspektif ile günümüze dek devam etti. Kolajın önemli özelliği; dergi, gazete gibi parçaların resmin içine girmesi, aynı zamanda güncel olanın da sanatın ögesi olmasıydı. Yani sanatçı güncel olanla ilgili bir not düşmektedir sanat dünyasına. Bu düşünce de; genel konuları işleyen sanatçılar için kuşkusuz devrim gibi bir olgudur.

  • Akbank Sanat’tan yeni atölye programı: “Çizginin Neresinde?”

    Akbank Sanat ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen “Çizginin Neresinde?” söyleşi ve atölye programı, 1 Kasım – 13 Aralık 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek. Program, kamera arkasında çalışan kadın sinemacıların emeğini görünür kılarak sinema sektöründeki üretim süreçlerini, yapısal eşitsizlikleri ve dönüşüm alanlarını tartışmaya açacak.

    Akbank Sanat, Kadir Has Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü iş birliğiyle “Çizginin Neresinde?” söyleşi ve atölye programını hayata geçiriyor. Kamera arkasında çalışan kadın sinemacıların emeğini görünür kılmayı hedefleyen program, daha adil ve kapsayıcı bir gelecek için sinema sektöründeki kadın üretimine dair kolektif bir hafıza oluşturarak sektördeki üretim süreçlerini ve yapısal eşitsizlikleri tartışmayı, dönüşüm alanlarını birlikte inşa etmeyi amaçlıyor.

    Program kapsamında görüntü yönetimi, kurgu, ses, yapımcılık,sanat ve reji gibi farklı alanlarda üretim yapan kadın sinemacılarla söyleşiler gerçekleştirilecek. Bu buluşmalarda kadınların sektördeki deneyimleri; “çizginin altı ve üstü” olarak tanımlanan görünür ve görünmeyen emek alanları üzerinden tartışılacak. Atölye ve yuvarlak masa buluşmalarında ise kadın sinemacıların ortak üretim ve öğrenme alanlarını çoğaltılarak; mentorluk, ağ kurma, dayanışma ve politika önerileri gibi somut çözüm yolları üretilecek.

    Sınırlı kontenjanla gerçekleşecek programa katılım için www.akbanksanat.com adresinden ücretsiz kayıt yaptırılması gerekiyor.

  • Hakan Gürsoytrak’ın “Velhasıl” sergisi EVİN’de

    EVİN, 4 Ekim’de kapılarını açan Hakan Gürsoytrak’ın “Velhasıl” başlıklı kişisel sergisine 15 Kasım 2025 tarihine kadar ev sahipliği yapıyor.

    Gürsoytrak’ın son dönem çalışmalarını bir araya getiren “Velhasıl”, kurumsal yapı imgelerinin temsillerini ve bu yapılar arasındaki hiyerarşik düzeni Koram İlkesi çerçevesinde ele alan bir seçkiyi sunuyor. Mimarlık ve tasarım alanında bir bütün içindeki öğelerin hiyerarşik düzenlenişini ifade eden Koram İlkesi, Gürsoytrak’ın yapıtlarında gündelik hayattan alınmış absürt imgeler aracılığıyla yeniden düşünülüyor.

    Sanatçı, içinde kaybolduğu ara sokaklardan şehirler arası yolculuklara; gazetelerin iç sayfalarında haber olmuş anlara dair biriktirilmiş fotoğraflardan, Kültür Endüstrisi görsellerinin gıcır nesnelerinden, yırtık pırtık ambalajların kurduğu arzuların mekânlarına kadar geniş bir imgesel skaladan beslenir. Bu imgelerin, akademik resim adetleri ile avam görselliklerin muzipçe harmanlandığı; modern hayat çelişkilerinin ironik bakış ve yorumlarının içerildiği pentür/boyalı nesneler üretir.

  • “Kuğu Gölü” Balesi, İstanbul prömiyerini 23 Ekim’de yapıyor

    İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin gerçekleştireceği Kuğu Gölü balesi, 23 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda prömiyer yapacak.

    Kuğu Gölü, benzersiz bir virtüözlük içeren koreografisi ve Çaykovski’nin zamana yenik düşmeyen, daima kalıcılığını koruyan müziğinin aracılığıyla anlatılan destansı bir peri masalını izleyicilere sunuyor. Prenses Odette’e aşık olan genç Prens Siegfried’in hikâyesini konu alıyor. Kötü kalpli büyücü Baron von Rothbart, yaptığı büyüyle Odette ve arkadaşlarını kuğuya dönüştürür. Gündüzleri hep birlikte bir gölde yüzerek zaman geçirir ve sadece geceleri insan formuna geri dönerler. Yalnızca gerçek aşk bu büyüyü bozabilecektir ve Rothbart bunu engellemek için tüm gücünü kullanacaktır. 

    Çaykovski’nin 1875-76 yıllarında bestelediği, dört perdeden oluşan “Kuğu Gölü” balesi dünyada ilk kez Julius Reisinger’in koreografisiyle 4 Mart 1877 tarihinde Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelendikten sonra, 15 Ocak 1895 tarihinde Marius Petipa ve Lev Ivanov’un özgün koreografisiyle St.Petersburg’daki Mariinsky Tiyatrosu’nda seyirciyle buluştu. Bu yeni versiyon, büyük başarı kazanarak Kuğu Gölü’nü dünya bale repertuvarının en önemli yapıtlarından biri hâline geldi. Günümüzdeki bale topluluklarının çoğu da bu versiyonu baz alıyor. Özellikle “Beyaz Kuğu” (Odette) ve “Siyah Kuğu” (Odile) rollerinin zıtlığı, bu balenin en çarpıcı unsurları arasında yer alıyor. Romantik ve dramatik unsurları bir araya getiren bu başyapıt, iyiyle kötünün çatışmasını, aşkın kurtarıcı gücünü ve kaderin değiştirilemez oluşunu gözler önüne seriyor.

    Ülkemizde ilk kez Dame Ninette de Valois’nın koreografisiyle 29 Ekim 1965 tarihinde Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından icra edilen Kuğu Gölü, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından ilk kez Güloya Gürelli’nin yorumuyla 14 Mart 1971 tarihinde Maksim Sahnesi’nde seyirciyle buluştu.

    ​Petipa ve Ivanov’un versiyonundan hareketle, Ricardo Amarante’nin koreografisiyle sahnelenecek Kuğu Gölü balesi, Çaykovski’nin duygusal ve görkemli müziği eşliğinde izleyiciye unutulmaz anlar yaşatmayı vadediyor. Eserde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı İbrahim Yazıcı yönetiyor. Dekor tasarımı Ferhat Karakaya, kostüm tasarımı Serdar Başbuğ, ışık tasarımı ise Ahmet Defne imzalı.