Arzu Arbak ve Aslıhan Kaplan Bayrak’tan yeni sergi: “Derin Salınımlar, Sessiz Yankılar”

Labirent Sanat, 1 Kasım – 20 Aralık 2025 tarihleri arasında Arzu Arbak ve Aslıhan Kaplan Bayrak’ın ortak sergisi “Derin Salınımlar, Sessiz Yankılar”a ev sahipliği yapıyor.

Günümüzün hız, görüntü ve ekran merkezli dünyasında beden sessiz ama ısrarlı bir direniş sergiliyor. Çünkü bedensel duyum, varoluşun en derin katmanıdır; bastırılsa bile bütünüyle yok edilemez. Bu çağda yavaşlık bir etik haline gelirken, Merleau-Ponty’nin “görmenin bir dokunma biçimi” olduğunu hatırlatması da yeniden anlam kazanıyor. Bedenin çok duyulu, derin ve yavaş deneyimi artık yalnızca bir olgu değil, politik ve varoluşsal bir seçimdir. Duyumsamak, dokunmak ve yavaşlamak — hızın, gürültünün ve ekranın hüküm sürdüğü bir dünyada — belki de en radikal eylemdir. Görüntülerin istilası altında bile bedenin titreşimi sürer; bu titreşim, insanın yeniden duymayı, yeniden nefes almayı öğrenme çağrısıdır. Teknolojinin ördüğü hızlı dünyada bedensel açıklık, varoluşun son sığınağına dönüşür. Belki de insan, yeniden gözün değil, derinin hafızasından doğacaktır.

“Derin Salınımlar, Sessiz Yankılar”, görmenin hızına karşı duyumsamanın yavaşlığını savunan bir sergi. Burada beden, sınır değil; dünyanın kendini hissettiği bir arayüzdür. Tenin, kasların, nefesin ve zamanın katmanlarında gizli bir derinlik taşır. Her dokunuş, her nefes, her bakış, dünyanın bize değme biçimidir.

Serginin merkezinde yer alan boşluk, bir yokluk değil; “oluş”un potansiyel alanıdır. Sunyata kavramının izinde, sergideki işler görünürlükle siliniş, sesle sessizlik, ışıkla karanlık arasında titreşir. Geçicilik burada kayıp değil, varoluşun nabzıdır. Eserler kalıcı izler bırakmak yerine gözün kenarında, kulağın eşiğinde beliren küçük titreşimler olarak var olur; kayboldukça daha çok hissedilir, silindikçe daha parlak görünürler. Her titreşim, her nefes, her yavaş bakış bu boşluğu doldurur; fakat boşluk hiçbir zaman tamamen silinmez — o, oluşun bitmeyen yankısıdır.

Duyumsama, gözün egemenliğine karşı bedenin sessiz bilgisidir. Zaman burada saatlerle değil, şiirsel bir akışla ölçülür; yoğunlaşarak, katmanlaşarak derinleşir. Bu sergi, hızın ve görselliğin tahakkümüne karşı bir davet niteliği taşıyor: yavaşla, duyumsamayı hatırla, boşluğun ve geçiciliğin içinde bedensel bir varoluşu yeniden keşfet. Çünkü hiçbir şey sabit değil; her şey salınıyor, geri çekiliyor, yankılanıyor. Ve tam da bu yankı, varlığın en saf hakikatini açığa çıkarıyor.

Posted in ,

Yorum bırakın