• Lina Wollf’tan ilişkilere dair çarpıcı bir roman: “Çokdilli Aşıklar”

    On sekiz dile çevrilen romanında Lina Wolff, entelektüel çevrelerdeki ilişkileri, erkekliğin farklı görünümlerini ve dilin baştan çıkarıcı gücünü ele alıyor. Kitap, Ali Arda çevirisiyle Tetes tarafından Türkçede de yayımlandı.

    Lina Wolff, farklı hayatlara ve beklentilere sahip karakterleri buluşturduğu romanında aşk, dil ve iktidar arasındaki ilişkileri odağına alıyor. Taşradaki deneyimleriyle kente taşınan genç bir kadın, flört sitelerinde hakikati arayan bir edebiyat eleştirmeni, çokdilli bir sevgilinin hayalini kuran bir yazar ve aristokratik ayrıcalıklarına güvenen yaşlı bir âşık, anlatının merkezindeki karakterleri oluşturuyor.

    Ödüller alan ve on sekiz dile çevrilen roman, entelektüel dünyanın ikili ilişkilerde nasıl bir mücadele alanına dönüştüğünü araştırıyor. Karakterlerin birbirleriyle kurduğu bağlar üzerinden arzu, kibir ve ayrıcalık meselelerini tartışmaya açan Wolff, bu ilişkilerde beliren çatlakları toplumsal kabullerle birlikte ele alıyor. Dil ve yazı ise karakterlerin birbirini etkileme, kendini kurma ve karşısındakine hükmetme çabalarının bir parçası hâline geliyor.

    Romanın erkeklik eleştirisinde, kadınlara ve erkeklere atfedilen davranış kalıpları da önemli bir yer tutuyor. “Erkek deliliği” ile “kadın deliliği” arasında kurulan karşıtlık, deha, kibir ve yüceltme kavramlarını sorgulamaya açarken aşkın ve edebiyatın iç içe geçtiği anlatının temel gerilimlerinden birini oluşturuyor.

  • William Gibson’ın “Neuromancer” romanından uyarlanan dizinin ilk tanıtımı paylaşıldı

    Bilimkurgu edebiyatının önemli eserlerinden Neuromancer, Apple TV+ tarafından diziye uyarlandı. İlk tanıtımı San Diego Comic-Con’da gösterilen yapımın başrollerinde Callum Turner ve Lily-Rose Depp yer alıyor.

    William Gibson’ın 1984 yılında yayımlanan ve siberpunk edebiyatının temel eserleri arasında gösterilen Neuromancer romanının dizi uyarlamasından ilk tanıtım yayımlandı. Apple TV+, San Diego Comic-Con kapsamında düzenlenen panelde yaklaşık bir dakikalık tanıtımı izleyicilerle paylaştı. Chiba City’nin neon ışıklarıyla çevrili sokaklarını ve dijital suç dünyasını ekrana taşıyan görüntülerde Case, Molly ve Armitage gibi karakterler yer alıyor.

    Dizi, sinir sistemi tahrip edildiği için siberuzaya bağlanma yeteneğini kaybeden bilgisayar korsanı Henry Dorsett Case’in hikâyesini izliyor. Gizemli bir işverenin teklifiyle yeniden harekete geçen Case’e, sibernetik implantlara sahip suikastçı Molly eşlik ediyor. Güçlü bir şirket hanedanını hedef alan dijital soyguna girişen ikili, yapay zekâların ve büyük şirketlerin çıkarları etrafında şekillenen bir komplonun içine sürükleniyor.

    Case’i Callum Turner’ın, Molly’yi ise Lily-Rose Depp’in canlandırdığı dizinin oyuncu kadrosunda Mark Strong, Clémence Poésy, Peter Sarsgaard, Dane DeHaan ve André De Shields bulunuyor. Uyarlamanın yaratıcıları arasında Dark Winds dizisiyle tanınan Graham Roland ve yönetmen J.D. Dillard yer alıyor.

    Yayımlanmasının ardından Hugo, Nebula ve Philip K. Dick ödüllerini kazanan Neuromancer, siberpunkın edebiyatta ve popüler kültürde yaygınlaşmasında belirleyici bir rol üstlendi. Gibson’ın siberuzay tasavvurunu geniş bir okur kitlesiyle buluşturan roman, insan ile makine arasındaki sınırları, dijital kimliği ve şirketlerin gündelik yaşam üzerindeki hâkimiyetini tartışmaya açtı. Yapay zekâ ve sanal gerçeklik etrafında kurduğu dünya, sonraki yıllarda sinema, televizyon ve oyun alanlarında da karşılık buldu.

    Neuromancer, Türkiye’de 2023 yılında İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasikleri dizisi kapsamında N. Can Kantarcı çevirisiyle yayımlanmıştı.

  • National Book Awards 2026 finalistleri açıklandı

    National Book Foundation’ın beş kategoride verdiği Ulusal Kitap Ödülleri’nde bu yıl 25 kitap finale kaldı. Kazananlar, 18 Kasım’da New York’ta düzenlenecek törende açıklanacak.

    National Book Foundation tarafından verilen Ulusal Kitap Ödülleri’nin (National Book Awards) 2026 finalistleri belli oldu. Yayınevlerinin değerlendirmeye sunduğu 1.912 kitap arasından seçilen finalistler, eylül ayında duyurulan uzun listelerin ardından açıklandı. Kurgu, kurgu dışı, şiir, çeviri edebiyat ve gençlik edebiyatı kategorilerinin her birinde beş kitap ödül için yarışacak.

    Kurgu kategorisinde Hannah Lillith Assadi’nin Paradiso 17, Edwidge Danticat’ın Dèy, Julián Delgado Lopera’nın Pretend You’re Dead and I Carry You, Valeria Luiselli’nin Beginning Middle End ve Morgan Thomas’ın Mad Eden adlı romanları finale kaldı. Danticat’ın romanı, Miami’de bir silahlı saldırıya tanık olan Haitili-Amerikalı bir kadının yaşadıkları üzerinden yas, göç ve aidiyet meselelerine odaklanırken Luiselli, dört kuşağa yayılan bir aile hikâyesinde hafıza ve miras konularını ele alıyor. Morgan Thomas ise ilk romanıyla finalistler arasında yer alıyor.

    Kurgu dışı kategorisinde Colin Asher’ın The Midnight Special: The Secret Prison History of American Music, Abdelrahman ElGendy’nin Huna: A Memoir of Revolution, Prison, and Becoming, Camonghne Felix’in Let the Poets Govern: A Declaration of Freedom, Sara Nović’in Mother Tongue ve Joseph Osmundson’ın Spawning Season: An Experiment in Queer Parenthood adlı kitapları seçildi. Bu kategorideki eserler Amerikan müzik tarihinden Mısır Devrimi’ne, işitme kaybı deneyiminden queer ebeveynliğe uzanan konuları işliyor.

    Şiir kategorisinin finalistleri Victoria Chang’ın Tree of Knowledge, Carolina Ebeid’in Hide, Brenda Hillman’ın Still House in the Desert: An Eco-contemplation, Fady Joudah’nın Exhibit G: Poems, Essays, and Photographs of Gaza ve Susan Stewart’ın Bramble adlı kitapları oldu. Joudah, şiir, deneme, fotoğraf ve çeviriyi buluşturan kitabında Gazze’deki yıkımı ve tanıklık meselesini ele alıyor. Hillman’ın kitabında ise ekoloji, zaman ve çocukluk mekânları öne çıkıyor.

    Çeviri edebiyat kategorisinde Karl Ove Knausgaard’ın Norveççeden Martin Aitken’ın çevirdiği The School of Night, Vicente Luis Mora’nın İspanyolcadan Rahul Bery’nin çevirdiği Centroeuropa, Intan Paramaditha’nın Endonezceden Stephen J. Epstein ve Tiffany Tsao’nun çevirdiği Night of a Thousand Hells, Mohamed Mbougar Sarr’ın Fransızcadan Lara Vergnaud’nun çevirdiği Pure Men ve Samar Yazbek’in Arapçadan Leri Price’ın çevirdiği Your Presence Is a Danger to Your Life: Voices of Survival and Witness in Gaza adlı eserleri finale kaldı. Bu kategoride para ödülü, kazanan kitabın yazarı ve çevirmeni arasında eşit olarak paylaşılacak.

    Gençlik edebiyatında ise Elana K. Arnold’ın Holloway, Tae Keller’ın When Tomorrow Burns, Keala Kendall’ın That Which Feeds Us: A Hawaiian Gothic, David Levithan ve Gabriel Duckels’ın The Fight of Our Lives: AIDS in America ve Julian Randall’ın Shook adlı kitapları ödül için yarışacak.

    Kazananlar, 18 Kasım 2026’da New York’ta gerçekleştirilecek 77. Ulusal Kitap Ödülleri töreninde duyurulacak. Her kategorinin kazananına 10 bin dolar, bronz madalya ve ödül heykelciği; finalistlere ise 1.000 dolar ve bronz madalya verilecek. Törende ayrıca Salman Rushdie, Amerikan edebiyatına katkılarından dolayı National Book Foundation’ın Amerikan Edebiyatına Seçkin Katkı Madalyası ile onurlandırılacak.

  • Galerist’ten 25. yıla özel sergi: “Gönül İşi”

    Galerist, 25. yılını kuruluşundan bugüne dek galerinin kimliğini şekillendirmiş 50’ye yakın sanatçıyı bir araya getiren “Gönül İşi” sergisi ile kutluyor. 16 Eylül 2026’da kapılarını açan sergi, galerinin tarihine damga vurmuş önemli yapıtları, sergi için üretilmiş yeni eserlerle bir araya getirerek sanatsal yakınlıkların, uzun soluklu ilişkilerin ve ortak bağlılıkların izini sürüyor.

    2001 yılında kurulan Galerist, yıllar içinde farklı kuşaklardan sanatçılarla kurduğu uzun soluklu ilişkiler, düşünsel alışveriş ve sürekliliğe dayalı bir diyalog etrafında şekillenen bir program geliştirdi. Yaklaşık 200 sergi boyunca genç sanatçıların üretimlerine alan açarken, yerleşik pratiklerin gelişimine eşlik etti; sanatçı miraslarını gözetti ve Türkiye çağdaş sanatının uluslararası görünürlüğünü destekledi. Farklı kuşakları, mecraları ve sanatsal yaklaşımları bir araya getiren, eşit cinsiyet temsiline dayalı bu sanatçı odaklı yaklaşım, Galerist’in 25 yıllık hikâyesinin de temelini oluşturuyor.

    “Gönül İşi” bu hikâyeye arşiv üzerinden bakmak yerine, Galerist’i onu var eden sanatçıların üretimleri aracılığıyla düşünmeye açıyor. Sergide bir araya gelen yapıtlar, sanatçıların kendi pratikleri içinde birer otoportre olarak okunabilecekleri gibi, bir bütün olarak Galerist’in kolektif portresini de oluşturuyor. Buradaki otoportre fikri, yalnızca sanatçının kendisini temsil ettiği bir imgeye değil; tekrar eden biçimlere, malzeme seçimlerine, jestlere, sembollere, üretim yöntemlerine ve bir pratiği tanımlayan düşünsel meselelere uzanan daha geniş bir ifade alanına işaret ediyor.

    Serginin başlığı sanatsal üretimin ve uzun soluklu birlikteliklerin temelinde yer alan çoğu zaman görünmez emek, özen, kararlılık ve inancı görünür kılıyor. Başlık, yıllara yayılan sanatçı, kurum, sanat profesyoneli, koleksiyoner ve izleyici gibi farklı aktörlerle birlikte gelişen bir galeri olmanın süreklilik gerektiren çabasına işaret ediyor. Tamamlanmış bir geçmişi anmaktan ziyade, sergi hâlâ yazılmaya devam eden bir hikâyeyi kutluyor; yirmi beş yıllık yolculuğu selamlarken bu ilişkilerin mümkün kılacağı geleceğe de bakıyor.

    Sanatçılar

    mentalKLINIK, Hüseyin Bahri Alptekin, Haluk Akakçe, Yeşim Akdeniz, Rasim Aksan, Francesco Albano, Semiha Berksoy, Hera Büyüktaşcıyan, Taner Ceylan, Hussein Chalayan, Michael Craig-Martin, Ergin Çavuşoğlu, İpek Duben, Ayşe Erkmen, Leyla Gediz, Kendell Geers, Anton Henning, Mustafa Hulusi, İdil İlkin, Merve İşeri, Şahin Kaygun, Nuri Kuzucan, Arik Levy, Merve Morkoç, Youssef Nabil, Julian Opie, Lara Ögel, Serkan Özkaya, Güçlü Öztekin, Seza Paker, Thomas Ruff, Sarkis, Yusuf Sevinçli, Erinç Seymen, Arslan Sükan, Murat Şahinler, Ali Emir Tapan, Evren Tekinoktay, Ayça Telgeren, Defne Tesal, Margaret R. Thompson, Gavin Turk, TUNCA, Elif Uras, Viron Erol Vert, Erwin Wurm, Nil Yalter, Burcu Yağcıoğlu ve Nazım Ünal Yılmaz’ın eserlerini bir araya getiriyor.

    Sergi, 7 Kasım 2026 tarihine kadar Galerist’te ziyaret edilebilir.

  • Nihat Özdal’ın yeni olfaktif sergisi “Dönüş” Eskişehir’de

    Edebiyat, çağdaş sanat, koku, hafıza ve mekân üzerine disiplinlerarası üretimler gerçekleştiren Nihat Özdal’ın yeni olfaktif sergisi “Dönüş: Odysseia’da ‘Neşe’nin Kokusu”, 2–12 Ekim 2026 tarihleri arasında Eskişehir’de Sanat Sokağı Sergi Salonu’nda izleyiciyle/koklayıcıyla buluşacak. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği kapsamında gerçekleşen sergi, Biopark Medical desteğiyle hayata geçiriliyor.

    “Dönüş”, Homeros’un Odysseia’sını eve dönüş, tanıma ve bedensel hafıza ekseninde ele alıyor. Serginin düşünsel çıkış noktası, dönüşün bir yere varma eylemi kadar, bedenin geçmişten taşıdığı bir izi yeniden tanıma biçimi olması. Bir mekânın, bir tenin, bir bitkinin ya da bir kıyının kokusu, zamanı katlayabilir; geçmiş, tek bir duyusal karşılaşmayla bugünün içine açılabilir. Özdal’ın sergisi bu zaman kırılmasını, kokunun hafızayla kurduğu doğrudan ilişki üzerinden araştırıyor.

    Sergide yer alan 15 olfaktif eser, kokuyu mekân kuran bir malzeme olarak ele alıyor. Uçuculuk, yayılım, yoğunluk, süre ve yakınlık eserlerin biçimsel yapısına katılıyor. Böylece sergi alanı, ziyaret süresince değişen bir atmosfer kazanıyor; koku görünmeyen bir hacim, ritim ve mesafe üretiyor.

    Odysseia boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkan deniz, tuz, duman, ağaç, deri, meyve, yemek, ateş ve toprak gibi maddeler, anlatının duyusal hafızasını taşıyor. Özdal bu maddeleri, destanın coğrafyasıyla bedenin hatırlama biçimleri arasında kurulan ilişkiler üzerinden ele alıyor. Sergi, antik metnin maddi dünyasını güncel bir olfaktif dil içinde yeniden düşünüyor.

    Özdal’ın şiir, çağdaş sanat, küratöryel pratik ve olfaktif çalışmalar arasında gelişen üretiminde beden, mekân ve hafıza uzun süredir merkezi bir yer tutuyor. “Dönüş”, bu araştırma hattını edebiyat tarihinin en güçlü yolculuk ve eve dönüş anlatılarından biriyle buluşturuyor.

    Sergi boyunca koku, hem malzeme hem düşünme biçimi olarak işliyor. Olfaktif işler, kendi süresi, yoğunluğu ve yayılımıyla farklı bir duyusal alan kuruyor. Odysseia’nın coğrafyası ile ziyaretçinin kişisel hafızası bu alanlarda kesişiyor; metin, beden ve mekân arasında yeni bir dolaşım başlıyor.